"Engelliler Hakkında Yazılmış Makaleler" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Dünyanın en büyük “azınlığı” olarak tanımlayabileceğimiz engelliler, henüz taslak aşamasında olan Engelli Yasası’nda şu şekilde tanımlanmaktadır: “Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık, destek hizmetleri ve yapılarda, açık alanlarda özel fiziki düzenlemelere ihtiyaç duyan kişiye engelli denir”
Engellileri 5 ana kategoriye ayırabiliriz:

- Bedensel Engelliler
- Zihinsel Engelliler
- Görme Engelliler
- İşitme Engelliler
- Süreğen Hastalıkları Olan Engelliler
Görüldüğü üzere sabit bir “engelli portresi” üzerinden “sorunlar ve çözümleri” başlığıyla bir sistem geliştirmek çok zor ve bir o kadar da anlamsızdır.

TÜRKİYE’DEKİ BEDENSEL ENGELLİLERİN SAYISI, BİRÇOK ÜLKENİN TOPLAM NÜFÛSUNDAN FAZLADIR

Türkiye Cumhuriyeti devleti, ülkedeki engelli sayısı ile ilgili bir istatistik yapma gereğini ne yazık ki henüz duymamıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre en gelişmiş ülkelerde engellilerin toplam nüfusa oranı %8’dir. Bu oran gelişmişlikle ters orantılı olarak artar. Buna göre ülkemizdeki engellilerin toplam nüfusa oranı %12’dir, yani 10 milyonun üzerindedir.

Görüldüğü üzere, ülkemizdeki engellilerin sayısı, Avrupa’nın ve dünyanın birçok ülkesinin toplam nüfûsundan daha fazladır.

Ancak bu kadar yüksek bir engelli nüfusunu, toplumun fark edip etmediği sorusu, ne yazık ki, olumsuz olarak cevaplandırılmaktadır. Gerek engellilerin kendilerini topluma yeterince fark ettirememeleri ve gerekse devlet mekânizmalarının, yani merkezî ve yerel yönetimlerin ve özel sektörün engelli topluluğuna duyarsız olması, ortada bir “fark etme – fark edilme” sorunu olduğunu göstermektedir.

Ülkemizdeki bu sorun, dünyanın diğer ülkelerinde de yaşanmaktadır. “Fark etme” sorununun aşılabilmesine yönelik olarak, Avrupa Birliği ( AB ) tarafından 2003 yılının “Engelliler Yılı” olarak kabul edilmiş olması, bunun önemli bir göstergesidir.

Öte yandan 13 – 15 Haziran 2003 tarihlerinde, İstanbul’da gerçekleştirilen “Engelliler Sempozyumu ’2003” toplantısında stand çalışması yapılarak engelsiz, engelli ve engelli yakını olan kişilerin, engellinin tüketici hakları kavramına ilişkin düşünceleri ve yaklaşımlarının tespit edilmesine çalışılmıştır.

ENGELLİLERİN SORUNLARINA EĞİLMEKTEN BİZİ ENGELLEYEN NEDİR?

Engellinin toplum yaşamında yerini alması, onun topluma kazandırılması ile mümkün olup bunun için de engellinin fark edilmiş olması gereklidir. Oysa ki, en başta ulaşım olmak üzere binaların ve yolların mimarî yapısı, kamu alanlarının düzenleme biçimi, çevre koşulları, sağlık, istihdam, eğitim gibi nedenlerle engellinin fark edilme sürecinde, olması gereken noktada bulunmamaktayız.

Öte yandan bir engellinin kendine dair “var olma içgüdüsü” de, onun toplumla yapmış olduğu maddî – manevî iletişimi ve alışverişiyle koşuttur. Buradaki yoğunluk, engellinin toplumla entegrasyonunu da belirlemektedir.

Sonuç olarak, bir taraftan engellinin toplumla entegrasyonunu arttırmak, öte yandan bu entegrasyonu sağlayacak ulaşım, sağlık, mimari düzenleme, eğitim gibi konularda engelliye yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Bu bilgilerden yola çıkarak “engellilerin sağlık sorunları ve çözüm yolları” konusunda bir genellemeye gidilemeyeceği, ancak, bazı ortak paydaların çıkarılabileceği düşüncesindeyiz.

Engelli kişilerin – genelde – sürekli kullanmak zorunda oldukları ilaç ya da sarf malzemeleri vardır. Sosyal güvencesi olan vatandaşların bu ihtiyaçları devlet tarafından “aylık” periyotlar halinde karşılanır. Yani engelli vatandaş ömrü boyunca her ay hastane kapılarında “sürünmek” durumundadır.

Bu “gâvur eziyeti” – bu tür sürekli kullanılan malzemelerin – 3 – 6 aylık olarak verilmesi ile giderilebilir. Engelli kişilerin, engelliliğe sebep olan rahatsızlıklarını en aza indirmek ve mümkün olduğunca bağımsız yaşayabilmelerini sağlamak için kullandıkları ürünler vardır (tekerlekli sandalye, yürüme cihazları, protezler, işitme cihazları…). Görünürde, ülkemizde hizmet veren sosyal güvenlik kurumları bu ürünleri temin eder. Ancak bu sadece görünürde böyledir. Çünkü, gelişen teknolojiyle beraber yenilenen ve maalesef pahalanan bu ürünler için kurumlar ödeme yapmamaktadır. Daha doğrusu “tekerlekli sandalye: 150 milyon; yürüme cihazı: 50 milyon…” gibi bir listeyle, piyasa koşullarının dışında kalmaktadır.

Burada olması gereken, engelli vatandaşların hayatlarını “normalleştirmek”, bağımsızlaştırmak, iş ve sosyal hayata katılmalarını kolaylaştırmak için gerekli ürünün teminidir. Tek kıstas, vatandaşın yaşam kalitesini arttırmak olmalıdır.

Yani ucuza alınan ve 100 yıl öncesinin teknolojisini taşıyan ürünler bu kişilerin ihtiyaçlarını gidermemektedir.

Engelli vatandaşlara hastanelerde öncelik tanınmalıdır. Ömür boyu psikolojik ve bedensel zorluklara katlanmak durumunda olan engellilerin bunu “hak ettiğini” düşünüyoruz. Sağlık personelleri, engelliyle karşılaştıklarında “yine mi sen?” psikolojisiyle değil “uzun süredir tanınan biri” sıcaklığıyla davranmalıdır.

SONUÇ

Ülkemizdeki bedensel engelli insanların, diğer ülkelerdeki kader arkadaşları gibi, hayatın ve sosyal yaşamın her alanında karşılarına çıkan büyük sorunları ve bu noktada birçok sıkıntıları vardır. Toplum bireyleri olarak, insan olarak, hele hele müslüman olarak bunları görmezlikten gelemeyiz. Allâh ve Resûlü’ne iman etmiş olan her bir erkek ve her bir kadın, bu insanlarla toplumsal dayanışma içinde olmalı, onların da toplumsal yapı içinde varlığını sürdüren bireyler olduklarını bilmeli, bu bilinci kazanmalıdır.

Sadece 24 saat için gözlerinizin görmediğini, bir haftalığına ellerinizin tutmadığını veya bir ay için yürüyemediğinizi düşünün. Oysa ki bu insanlar bu eksikliği ömürleri boyunca hissediyorlar, yaşıyorlar.

Makale yazarken kaleme aldığım en güzel cümle genelde yazılarımın en son cümlesi oluyor ama bu makaleyi nasıl bitireceğimi bilemiyorum. Bu yüzden, yazının bitiş cümlesini yazmayı siz sevgili okuyuculara bırakıyorum. Yazının son cümlesini siz yazınız.

iz hiç tekerlikli sandalyede oturup koşmayı denediniz mi?

Siz hiç gözlerinizi bağlayıp annenizi görmeyi denediniz mi?

Siz hiç kollarınızı bağlayıp birinin size yemek yedirmesini, su içirmesini beklediniz mi?

Siz hiç konuşmayıp şarkılar söylemek istediniz mi?

Siz hiç duymayıp kordon da martıların sesini dinlemek istediniz mi?

Siz zihinsel engelli yerine gerizekalı yada deli demeyi mi tercih ediyorsunuz?

Siz hiç engelli bir yakınınıza, arkadaşınıza baktınız, ilgilendiniz, ona yardımcı oldunuz mu?

Siz hiç küçük bir çocuğu tekerlikli sandalyesinden kucaklayarak alıp belediye otobüsüne bindiniz mi?

3 Aralık Engelliler Günü’nün Tarihçesi

1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık gününü “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan etti. Bu kararın ardından BM İnsan Hakları Komisyonu 5 Mart 1993 tarihli ve 1993/29 sayılı bildirisi ile üye ülkelerce 3 Aralık gününün “engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması” amacıyla tanınmasını istedi. Ve o günden beri, 3 Aralık “engelliler günü” olarak bilinmektedir.

Dünya Nüfusunun 500 Milyonu Engelli

WHO’ya göre dünya nüfusunda 500 milyon engelli yaşıyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 12.29′u yani 8.5 milyon kişi engelli. Erkeklerde bu oran 11.10, kadınlarda yüzde 13.45 Engellilerin herkes gibi 365 günü yaşadığı gerçeğinin görmezden gelinerek sadece 1 gün için gazete, tv ve kamuoyunda gündeme getirilmemeli.

Bir şeylere atfedilmiş her günde ya da haftada olduğu gibi, 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde de biz engellilerin sorunları gündeme taşınır ve çözüm önerileri konuşulur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre –Henüz devletimiz engelli sayısı ile ilgili bir istatistik yapma gereği duymamıştır!- en gelişmiş ülkelerde engellilerin toplam nüfusa oranı %8’dir. Bu oran gelişmişlikle ters orantılı olarak artar. Buna göre ülkemizdeki engellilerin toplam nüfusa oranı %12’dir, yani 10 milyonun üzerindedir.

Ülkelerin ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmişliğiyle orantılı olarak “engelli sorunları” ülkemizde -maalesef- en üst seviyededir.

Dünyanın en büyük “azınlığı” olarak tanımlayabileceğimiz “engelliler”, henüz taslak aşamasında olan Engelli Yasası’nda şu şekilde tanımlanmaktadır:
“Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık, destek hizmetleri ve yapılarda, açık alanlarda özel fiziki düzenlemelere ihtiyaç duyan kişiye Engelli denir”

Engellileri 5 ana kategoriye ayırabiliriz;
- Bedensel Engelliler
- Zihinsel Engelliler
- Görme Engelliler
- İşitme Engelliler
- Süreğen Hastalıklar

Görüldüğü üzere sabit bir “engelli portresi” üzerinden “sorunlar ve çözümleri” başlığıyla bir sistem geliştirmek çok zor ve bir o kadar da anlamsızdır.

Engellilerin Sağlık Sorunları
Yukarıdaki bilgilerden yola çıkarak “Engellilerin sağlık sorunları ve çözüm yolları” konusunda bir genellemeye gidilemeyeceği, ancak, bazı ortak paydaların çıkarılabileceği düşüncesindeyim.

5 senedir tekerlekli sandalye kullanan omurilik felçli biri olarak bu paydaları şöyle sıralayabilirim;

- Engelli kişilerin –genelde- sürekli kullanmak zorunda oldukları ilaç ya da sarf malzemeleri vardır.
Sosyal güvencesi olan vatandaşların bu ihtiyaçları “devlet” tarafından “aylık” periyotlar halinde karşılanır. Yani engelli vatandaş ömrü boyunca her ay hastane kapılarında “sürünmek” durumundadır.
Bu “gâvur eziyeti” –bu tür sürekli kullanılan malzemelerin- 3-6 aylık olarak verilmesi ile giderilebilir.

- Engelli kişilerin; engelliliğe sebep olan rahatsızlıklarını en aza indirmek ve mümkün olduğunca bağımsız yaşayabilmelerini sağlamak için kullandıkları ürünler vardır (tekerlekli sandalye, yürüme cihazları, protezler, işitme cihazları…).
–Görünürde- ülkemizde hizmet veren sosyal güvenlik kurumları bu ürünleri temin eder. Ancak bu sadece görünürde böyledir! Çünkü; gelişen teknolojiyle beraber yenilenen ve maalesef pahalanan bu ürünler için kurumlar ödeme yapmamaktadır. Daha doğrusu “Tekerlekli sandalye: 150 milyon, yürüme cihazı: 50 milyon…” gibi bir listeyle, piyasa koşullarının dışında kalmaktadır.
Burada olması gereken; engelli vatandaşların hayatlarını “normalleştirmek”, bağımsızlaştırmak, iş ve sosyal hayata katılmalarını kolaylaştırmak için gerekli ürünün teminidir. Tek kıstas vatandaşın yaşam kalitesini arttırmak olmalıdır.
Yani ucuza alınan ve 100 yıl öncesinin “teknoloji”sini taşıyan ürünler bizlerin ihtiyaçlarını gidermemektedir!

- Engelli vatandaşlara hastanelerde öncelik tanınmalıdır.
Ömür boyu psikolojik ve bedensel zorluklara katlanmak durumunda olan engellilerin bunu “hak ettiğini” düşünüyorum.

- Sağlık personelleri, engelliyle karşılaştıklarında “yine mi sen!” psikolojisiyle değil “uzun süredir tanınan biri” sıcaklığıyla davranmalıdır.

Daha da sıralanabilir, ama yazı çok uzadı

Son olarak; bu güzel günde, engelliler hakkında “kafa yoran” ve duyarlılık gösteren herkese teşekkür ederim.

Bu gün bizler için atılan her adımın, yãrın, sizlerin ya da yakınlarınızın yaşamlarında bir çözüm olabileceğini asla unutmayın.

Engellilerin Psikoseksüel Sorunları Engellilerin Sorunları
Felçlilerde Cinsel Hayat

OMURİLİK YARALANMASI VE İNME GEÇİRENLERİN CİNSEL YAŞAMI

Son yıllarda insan cinsel yaşamı hakkındaki bilgiler oldukça arttı. Burada cinselliğin insan kimliğinin önemli bir parçası olduğunun kabulü bu konudaki çalışmaları artırdı.Cinsel yeterlilik duygusunun kimliğimizin esasını oluşturduğuna inanılıyor.

Bugün cinsel sağlık birçok rehabilitasyon programlarının tam olarak içine girmiştir. Kronik hastalıklı ve fiziksel olarak engelli bir kişinin yapılan rehabilitasyonunda cinsel işlerliğinin olumsuz etkisi vardır.
Rehabilitasyon programlarına alınan seksüel problemli hastalarda depresyon ve saldırganlık daha sık görülmektedir. Çoğunlukla bu tür hastalarda standardize edilmiş bir seksüel rehabilitasyon programı maalesef yoktur.

Uyumda üç engel

Fiziksel engeli olan bir kişide seksüel uyum sağlamada üç engel belirlenmiştir. Bu üç engel; psikolojik reaksiyon, kişinin iletişim eksikliği ve fiziksel yetersizliğidir.

Seksüel rehabilitasyon hasta için tam bir güven ortamında sağlanabilir. Kişinin kendi imajı, değeri, kendisine saygısı ve mutluluğu üzerine engelliliğin olumsuz psikolojik etkileri olabilir. Hasta kendini değersiz ve yetersiz bulabilir. Özellikle cinsel ilişki esnasında kişinin kendi vücudu hakkında beklentileri değişik olabilmektedir. Hastada utanma duyguları oluşabilmektedir.

Bunlarla birlikte cinsel ilişkide yavaşlama ve beceriksizlik hastalarda depresyona ve umutsuzluğa neden olmaktadır.
Bazı araştırmacılar inmeden sonra gelişen cinsel değişikliklerin sakatlanmış olmanın verdiği duygulardan etkilendiğini ifade etmiştir.
Sakatlanmış olma sosyal dışlanmaya ve reddetmeye yol açar. Çünkü sakatlanan insanlara karşı kişinin yakın çevresinin ve toplumun aldığı tavırlar çeşitlidir.

Engelliler gözden ırak
Burada bir olguya değinmeden geçemeyeceğim. Ülkemizde sokaklarda ve yaşamın içinde engelli insanları çok göremezsiniz. Batı ülkelerinde farklıdır, tam tersidir. Burada Batı’da daha çok engelli var diye yanlış bir yargıya varamazsınız. Çünkü Batı’da engelliler sosyal yaşamın içine adapte olmuştur. Ülkemizde ise engellilerin çoğu insanların gözlerinden uzak, evlerine kapanmış ve kapatılmıştır.

Bu açıdan sakatlananlara karşı olumlu tavırlar insanların ve toplumun yardımsever ve anlayışlı olma eğilimleri şeklinde görülür. Bununla beraber çoğu insan sakatlanmış kişilerin varlığından rahatsızlık duyabilir, temas kurmaktan çekinebilirler. Bu tür davranışlar da sakatlanmış kişinin psikoseksüel uyumunu etkilemektedir.

Kişinin fiziki yapısı toplumlarda önemli olduğu için fiziksel görünüme değer veren kişiler için bu cinsel sınırlamalar yıkıcı etkiler yaratabilir. Entelektüel kapasiteye sahip kişilerde bu sınırlamaların etkisi daha azdır.
Yine bir araştırmaya göre savaşta sakatlanan askerlerin iş kazası sonucu sakatlanan kişilere göre kendi görüntülerine daha olumlu şekilde baktıkları görülmüştür. Engelli kişinin dolaşabilmesinin sınırlanması ve insan ilişkilerinin de buna bağlı olarak azalması o insanda güven eksikliğine neden olmaktadır.
Omurilik yaralanmalarında korkunun ve bilgi eksikliğinin cinsel işlevi engelleyen asıl psikolojik nedenler olduğu saptanmıştır. Kişinin kendi cinsel çekiciliğinden şüphe etmesi burada cinsel performansı etkileyen nedenlerin başında gelir.
Anlayışlı bir eş ve alternatif tekniklerin bilinmesi ve bunların uygulanmaya gayret edilmesi engelleri yenmeye yardım edebilir.

Felçlilerde cinsel hayat

Omurilik yaralanmalarının yüzde 60’ından fazlası 15-29 yaş arasındaki kişilerde ortaya çıkmaktadır. Trafik kazaları en yaygın nedenlerdir.
Travmalardan sonraki birkaç hafta içinde cinsel ilişki önerilmez. Omurilikteki yaralanma sonucu cinsel ilişki olmaması 6 ay veya daha fazla devam edebilir. Cinsel bozukluklar genellikle omuriliğin yaralanma seviyesiyle ilgilidir.

Tam olmayan omurilik yaralanmalarında sonuçlar daha iyidir.
Omurilik yaralanmalı kadınlar cinsel ilişkiye girebilmektedir. Ve erkeklere göre daha az uyum gerekmektedir. Yine bu hastalarda menstürasyon da (âdet kanaması) olabilmektedir. Doğum yapabilirler, fakat doğum ağrılarını hissetmezler.

İnmelerde (felçler) ve yarı felçlerin (hemiplegie) cinsel işlevlilikte çok olumuz etkiler yaptığı gözlenmiştir.
Yapılan bir çalışmada inmeden sonra erkeklerin yüzde 70’inde, kadınların ise yüzde 44’ünde ilişki sıklığında azalma tespit edilmiştir. İlişki sıklığındaki azalma, sağ taraf felçlerinde daha fazla görülmektedir.
Ayrıca felçli kişinin ilişkide bulunduğu kişinin tavırlarından çok etkilendiği de bilinmektedir. Erkek hastalar kadın hastalara göre bu konuda daha çok sorun yaşamaktadır.

Felçlerden sonra kadınların yüzde 75’inde, erkeklerin yüzde 64’ünde orgazm bozuklukları görülmüştür.
Burada da hastanın psikolojik yapısı ve çevresel faktörler önemli rol oynamaktadır.

Erken yapılan seksüel rehabilitasyon, cinsel fonksiyonları en üst düzeye çıkarabilir. Onun için omurilik yaralanmalarında ve inmelerde cinsel fonksiyonların yaşatılabilmesi için seksüel rehabilitasyonun önemi büyüktür.

DR. ALAATTİN DURAN, DR. MERT SAVRUN

 

ENGELLİLER ULAŞIMDA VE FİZİKSEL ÇEVREDE HANGİ SORUNLARI YAŞAMAKTADIR ?

Günümüzde engellerin yaşadığı en büyük sorunlardan biri ulaşımdaki zorluklardır.Özelliklede fiziksel çevredeki (yollar,kaldırımlar vb.) aşılması güç engellerdir.Bununla birlikte fiziksel çevrenin , engelli vatandaşlarımızın özellilerine ve gereksinimlerine göre tasarlanmadığı da bir gerçektir.Bugün sokağa çıkmak, kaldırımda hareket edebilmek gibi sınırlı aktiviteler için bile çok sayıda engel bulunması nedeniyle kentlerimizin büyük bölümü ve yapıların çoğu engelliler için erişilemez durumdadır. Sosyal hizmetler alanındaki sınırlamalar da fiziksel çevredeki olumsuzluklara eklendiğinde engeller artmakta, parklarda, sokaklarda, kısaca yaşam çevrelerimizde tek başına tekerlekli sandalye, yürüteç kullanan, beyaz bastonu ile yürüyen engelli bireylere çok az sayıda rastlanmaktadır. Yalnız bu gösterge bile engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımının ne kadar kısıtlanmış olduğunu, bağımsız hareket edebilme olanaklarının ne ölçüde sınırlandırıldığını kanıtlamaktadır. Yapı ölçeğine gelindiğinde, engelli için bina giriş merdiveni ilk engeli oluşturmaktadır. Bina içinde ise iyi aydınlatılmamış gürültülü mekanlar, dar koridor ve kapılar, kullanılamayan tuvaletler, yarım kat bağlantılı asansörler vb. engellilerin hareketini büyük ölçüde kısıtlamaktadır.

Şimdi bu engelleri aşama aşama inceleyelim :

» Olması gerekenden çok dar, yüksek ve rampasız kaldırımlar.

» Bozuk yüzeyli yaya yolları.

» Uygun geçiş genişliğini kapatacak biçimde yerleştirilmiş şehir mobilyaları, (banklar, aydınlatma direkleri, posta ve çöp kutuları, telefon kulübeleri gibi)

»Taşıtların yaya kaldırımına park etmelerini önleyebilmek adına yapılan koruyucu engeller, (mantarlar, zincirli demirler gibi)

»Yaya yollarına gelişigüzel yerleştirilerek bu yolları kullanılamaz duruma getiren kaldırım işgalcileri, (satış büfeleri, bilet gişeleri, reklam panoları ve taksi durakları gibi)

» Standarda uygun ölçü ve nitelikte yapılmayan rampalar.

»Yanlış yere dikilen ağaçlar.

» Yaya geçitlerinde rampa, işaretleme, sesli sinyalizasyon vb, uygun düzenlemelerin bulunmaması.

» Güvenlik önlemleri alınmayan altyapı çalışmaları.

» Yetersiz genişlik ve yükseklikteki toplutaşıma araçları.

» Taşıtlarda basamak bulunması.

» Okunamayacak kadar küçük harflerle yazılmış otobüs-dolmuş isimleri.

» Dar kapılar.

» Toplutaşıma araçlarında koltukların uygun düzende yerleştirilmemesi.

» Bulunulan yerle ilgili bilginin görülmemesi ya da duyulmaması.

» Durak tasarımının ve yerinin uygun olmaması.

>> Engellilerin kullanımına uygun olmayan telefon ve telefon kabinleri.

>> Yeşil alanların ve spor alanlarının engellilerin de yaralanacağı biçimde düzenlenmemiş olmasıdır.

Engellilerin Başlıca Sorunları

Ulaşım, Fiziksel Çevre ve Konut

Engellilerin topluma katılmalarının önündeki en büyük engellerden biri de ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunudur. Engellilerin içinde yaşadıkları fiziksel çevre, sahip oldukları fiziksel işlev bozuklukları/yetersizlikleri ve bunun yol açtığı sınırlamalar yüzünden büyük önem taşımaktadır. Eğitim konusunda belirttiğimiz gibi, toplumu tasarlarken, bir toplum modeli ortaya koyarken, içinde yaşanılan fiziksel çevreyi de o toplumun içinde yaşayan herkesi düşünerek tasarlamak gerekir. Yaşanılan konuttan tüm kamusal yaşam alanlarına, ve ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel unsurların engellilerin özellikleri ve gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir gerçektir. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar, içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha bir çok fiziksel çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel oluşturmaktadır. Böylece sahip olduğu engeli nedeniyle hareket yeteneği sınırlanmış insanların bu ve benzeri sebeplerle yaşadıkları sınırlama daha da pekişmektedir. Bunun anlamı Hareket yeteneği sınırlanan bireyin toplumsal yaşamdan dışlanmasıdır. Oysa bütün bunlar, engellilerin topluma katılmasını, toplumla bütünleşmesini kolaylaştıracak bir biçimde tasarlanabilir ve geliştirilebilir (9).

Standart Kuralların eşit katılım için hedef seçtiği alanlardan ilki “ulaşılabilme” (kural 5) konusudur. Bu anlamda fiziksel çevre koşullarının engellilerin yaşamını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi, eşit katılım açısından yaşamsal değerde kabul edilmektedir. Fiziksel çevrenin yapılandırılmasında sorumlu kişi ve kuruluşların engelli kişiler konusunda bilgili, bilinçli ve duyarlı davranmaları sağlanmalıdır. Bu amaçla fiziksel çevrenin tasarlanması ve yapılandırılması süreçlerinde engellilerin, ailelerinin ve örgütlerinin katılımı konusu büyük önem taşımaktadır.

Rehabilitasyon

Rehabilitasyon ve araç-gereç gereksiniminin yeterince karşılanamaması da engellilerin toplumla bütünleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Bilindiği gibi rehabilitasyon çok genel olarak, yitirilen bir yeteneğin yeniden kazandırılması, yerine başka bir yeteneğin ‘ikame edilmesi” (1; 7) demektir. Her hangi bir sebeple engelli hale gelen birey önceden var olan işini artık yapamıyorsa ya o işi yapabilmek için “yeniden yeteneklendirilmesi = rehabilite edilmesi” gerekmektedir ya da bu İşi yapmak artık olanaklı değilse, yapabileceği yeni bir iş için beceri kazanması (eğitilmesi) gerekmektedir. Böyle bir rehabilitasyon sürecinden geçmemiş olan birey, topluma ve içinde yaşadığı aileye yük olmaktan kurtulamayacaktır. Engellilerin engelleriyle bağlantılı bir eğitim ve rehabilitasyon olanağından yararlanması, onları toplumsal yaşamla bütünleştiren en önemli etkendir. Oysa bu gün, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre az çok fark etse de, engellilerin ezici bir çoğunluğu bu olanaklardan yararlanamamaktadır.

Standart kurallara göre (Kural 3) engelliler için geliştirilecek rehabilitasyon programlarına katılım konusunda da eşitlik ilkesi en önemli rehber durumundadır. Programlar engellilerin, ailelerinin ve örgütlenmelerinin katılımı ile geliştirilmeli; nitelik ve nicelik yönden engellilerin gereksinimlerini karşılayacak yeterlikte olmasına özen gösterilmelidir. Eşitlik ilkesi gereği, birden çok özürü bulunanlar ihmal edilmemelidir. Rehabilitasyon programının kapsamında eğitim, danışmanlık, bireysel kapasitenin arttırılması, değerlendirme, rehberlik gibi konular yer almaktadır. Hedef kitlesi ise engellilerin yanı sıra aileleri, ilgili kuruluşların çalışanları, toplum, ilgili meslek elemanları ve medya yer almaktadır.

Uygulanan rehabilitasyon programlarının değerlendirilmesinde engellilerin, ailelerinin ve örgütlerinin görüşlerine Önem verilmelidir.

Ayrıca her engel kümesinde yer alan bireylerin gereksinim duydukları kimi araç gereçler vardır ki bunlar engelliler için son derece önemlidir, yaşamlarının adeta bir parçası gibidir. Bu araç gereçler engellinin hareket yeteneğini artırıcı özelliklere sahiptir. Bu da toplumla daha çok bütünleşme demektir. Yoksulluk ve işsizliğin en yaygın olduğu toplumsal kesimin engelliler olduğu düşünülürse, özellikle sosyal güvenlik ve sosyal refah hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkelerde engellinin bu tip araç gereçlere kolaylıkla ulaşması beklenemez. Az Önce verilen örnekte olduğu gibi belirli oranda görme engeli olan bir insanın bir gözlük desteği ile bu sorununu çözülecekse ya da yürüme güçlüğü çeken bir insana sağladığınız bir araçla (bir koltuk değneği veya tekerlekli sandalye ile) onun hayatı önemli ölçüde kolaylaşacaksa, böylece engelli karşı karşıya olduğu sınırlanmanın, kısıtlılığın dışına çıkabilecekse, bu onun İçin vazgeçilmez bir şeydir. Bu sağlanamadığında engellinin topluma katılmasının önünde ciddi bir engel oluşmuş demektir.

Engellilerin onurlu bir yaşam sürebilmeleri için kendi kendilerine yeten bireyler olmalarının önemine değinilmişti. Bu bağlamda kamusal yardımlardan yararlanmak konusunda tam bir eşitlik olmalıdır. Engellilere gereksinim duydukları araçlar, ücretsiz ya da çok ucuza verilmelidir. Engellilerin gereksinim duydukları özel araçların geliştirilmesi konusunda AR-GE araştırmalarının desteklenmesi, araçların üretimi ve ithalinde kolaylıklar sağlanması gerekir. En önemlisi engellilerin bu araçlara kolaylıkla, ulaşabilir olması sağlanmalıdır. Bu araçların üretimi ve dağıtımında tüm engel kümelerinin ve her engelli bireyin gereksinimleri özel olarak dikkate alınmalıdır. Engellilerin yaşamlarını kolaylaştırmak üzere tasarlanmış bu araçlar, onların toplumsal yaşama katılmalarını maksimize edecektir.

Engellinin Aile Yaşamı / Özel Yaşamı

Topluma katılma, toplumla bütünleşme konusunda bir başka güçlük de, engellinin aile yaşamı / öze! yaşamıyla ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Fiziksel işlevlerindeki bozulma ya da bazı eksiklikler nedeniyle engellinin hareket yeteneği sınırlanınca, bu, onun özel yaşamına da bazı kısıtlamalar getirmektedir. Hatta sosyal hizmet kurumlarda sürekli bakım ve koruma altında olan engelliler için adeta özel yaşam yok denebilecek kadar azdır. Engelliye ait bir mekanın yokluğu ve kimi etkinliklerin (cinsel yaşam gibi) yasaklanması (13) gibi pek çok sınırlama özel yaşamı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca engellilerin evlenmeleri ve aile kurmaları da diğer insanlara oranla daha güçtür; bu da onların toplumla bütünleşmelerini önemli ölçüde engellemektedir (2).

Gerek aile ortamında gerekse kurum yaşamında olsun, engelliler, özel bakım ve gereksinim kümesi oldukları için ya da başka zorlayıcı sebeplerle daha çok ihmal istismar kurbanı olmaktadırlar.

Standart Kurallara göre devletler (Kural 9) engellilerin aile yaşamına tam olarak katılmalarını desteklemek durumundadır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ayrımcı uygulamalar olmaması için çaba harcanması gerekmektedir. Evlilik, aile yaşamı ve cinsellik gibi konularda engellilere yönelik olumsuz önyargıların değiştirilmesi gerekmektedir.

İstihdam Sorunu

Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise istihdam sorunudur. Çalışmanın gerek bireysel gerekse toplumsal refahın sağlanmasındaki önemi tartışmasız benimsenmektedir. Çalışmayı Özendirmenin hem bireysel hem de toplumsal açıdan sayısız; yararı olduğu söylenebilir. Öte yandan çağdaş anlayışın bir gereği olarak “çalışmak ve işsizlikten korunmak” bir insan hakkı olarak da değerlendirilmektedir (11; 8; 6).

İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir diğer söyleyişle doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu sorunların daha şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir özelliğe sahiptir.

Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de fiziksel ve ruhsal işlevlerinde bir bozulma ya da eksiklik olsa bile, onların bu niteliklerini dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan geçirildikleri zaman çalışabilirler, üretime katılabilirler. Çalışmanın, kültürün önemli bir parçası sayıldığı toplumlarda, herkes gibi engelliler de çalışmaya/üretmeye isteklidirler (10).

İşsizlik, çok yönlü neden ve sonuçlara sahip bir olgudur. Bu sorunu, yalnız engellilerin değil tüm insanların gündeminde bir sorun olmaktan çıkarmak kuşkusuz en büyük amaç olmalıdır.

Genel olarak engellilerin istihdamı ile bağlantılı yaşanan sorunları beş noktada ele almak olanaklıdır (5):

1- Bunlardan ilki ülkemizde, henüz engellileri de gözeten sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması çalışmasının yapılmamış olmasıdır. Bu gün engellilerin, sahip oldukları engelden kaynaklanan özellikleri ve nitelikleri de dikkate alınarak, hangi işlerde çalışabilecekleri konusunda, elde ciddi bir araştırma, bir çalışma bulunmamaktadır. Engelliler çok sayıda işte, kendi kendilerine yaptıkları girişimlerle çalışma deneyimleri yaratmaktadırlar. Oysa gelişmiş ülkelerde iş analizleri, meslek tanımları son derece önemlidir. Engelliler hangi işleri yapabilir? Bu iş, bu meslek hangi eğitim sürecinden geçildikten sonra yapılabilir? Bu eğitim sürecinin özellikleri ve aşamaları nelerdir?… Bütün bunların ayrıntılarının belirlenmesi gerekir. İş piyasası, eğer belirli niteliklerle donatılmış bir iş gücüne gereksinme duymuyorsa, iş gücünü, bu niteliklerle donatmayı sürdürmek, bir yandan boşa giden emek ve para, diğer yandan da bu niteliklere sahip işgücünün işsizliğine kapı aralamaktır. Yani, her insanı olduğu gibi, engellileri de iş piyasasının özellikleri ve gereksinimleri doğrultusunda eğitmek, özellik kazandırmak ve iş piyasasına hazırlamak gerekir.

2- Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer tutmaktadır Bu gün ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim ve rehabilitasyon (mesleki eğitim ve rehabilitasyon dahil) merkezi bulunmamaktadır.

3- İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının, engellileri de içerecek bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırmak konusundaki çekingenlikleri ve önyargıları da istihdamın önündeki engeller arasındadır. Bazı işler vardır ki engelliler bunları gerçekten diğer insanlardan daha iyi yapabilmektedir, bunlar kanıtlanmıştır. Toplum bu konuda bilinçli değildir. Bu bilinç olmadığı için de özellikle, işveren kesimi, “acaba yapabilirler mi” kaygısı içerisinde hareket etmektedirler. İşe alınan engellinin o iş ortamında başarılı olabilmesi, üretken olabilmesi için de işyerinde bazı düzenlemeler yapılmalı, önlemler alınmalıdır. Bunlar yapılmadığı zaman da çalışan engellinin işe yaramadığı, üretken olamadığı gibi bir kanaatin oluşmasına kapı aralanmakta; bu da henüz istihdam edilemeyen insanların önüne yeni engeller çıkarmaktadır (12; 15; 10).

4- Bir başka güçlük de engelli istihdamını kolaylaştırmada kullanılan araçların yeterince geliştirilmemiş olması ve uygulanmamasıdır. Dünyanın her yerinde engellilerin, istihdamı ile ilgili bazı kolaylaştırıcı yollar aranmakta ve uygulanmaktadır.

Örneğin, kota rejimi başka koşullarda istihdamında güçlük bulunan nüfus kesimleri için kullanılır. Ülkemizde işyerlerinde 1475 sayılı İş Kanunu gereğince %3 oranında engelli istihdamını zorunlu kılan yasal düzenleme vardır. Ayrıca bu uygulama (istihdamda pozitif ayrımcılık) eski hükümlüler, korunmaya muhtaç gençler ve terörle mücadele sırasında yitirilen kamu görevlilerinin yakınları için de uygulanmaktadır. Bunun dışında korunmalı iş yerleri uygulaması vardır. Zaman zaman bu uygulama eleştiri alsa da, halen bazı engelli kümeleri (örneğin ağır zihinsel engelliler) için özellikle önerilmekte ve kullanılmaktadır. Seçilmiş iş yöntemi, bazı işlerin yalnızca engelliler tarafından yapılması (örneğin santral işletmenliğini yalnız görme engelliler tarafından yapılması gibi) için onlara tahsis edilmesidir. Değişik esnek çalışma biçimlerinin (evde çalışma, evde üretim, yarım zamanlı çalışma v.s.) engelliler için özellikle kullanılması da olanaklıdır.

5- Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam gerçekleştikten sonra da ortaya çıkmakta ve iş yaşamı içinde de sürmektedir. Bu aşamada engelliler sahip oldukları kişisel özellikleri ve nitelikleri ile bağlantılı pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Bunlar, olumsuz iş ve işyeri koşullarından tutun da, çalıştığı işte karşılaştığı sosyal güvenlik sorunları, yetersiz ücret, işinde ilerleyememe, erken emeklilik gibi sayısız sorunları içeren geniş bir alana yayılmaktadır (10).

Standart Kurallar (Kural 7), istihdam konusunda engelliler aleyhine var olan düzenleme ve uygulamaların kaldırılarak engellilerin istihdamını kolaylaştırmayı öngörmektedir. Engellilerin çalışacağı ortamların onların gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanıp yapılması, engellilerin istihdamını kolaylaştıracak teknolojik gelişmenin desteklenmesi, istihdama uygun eğitim verilmesi Standart Kurallarda altı çizilen diğer konular arasındadır. Ayrıca, engellilerin çalışması yönünde, toplumdaki önyargıları giderici çalışmalar ve engellilerin istihdamı konusunda kamu ve özel sektör sorumluluğu özellikle vurgulanmaktadır.

Bu gün gelinen noktada, engelli istihdamının görünümü genel olarak şudur: Sorun bir yanıyla çok uzun süredir yaşanan, müzminleşerek yapısal bir özellik kazanan, genel işsizlik sorununun bir parçasıdır. Bir yanı ile kendine Özgü özellikler taşımaktadır. Genel işsizlik sorununun bir parçası olarak getirilecek çözüm arayışları bu gerçeği de gözetmek zorundadır. Kendine özgü yanları da özgün çözüm arayışlarını zorunlu kılmaktadır. Bu gün ülkemizde engelli iş gücü arasında işsizlik oranının tam olarak ne olduğu bilinmemektedir. Buna karşın bu oranın %99′lar dolayında olduğu ifade edilmektedir. Bu oran gerçeği yaklaşık ifade ediyor bile olsa, sorunun boyutlarını sergilemeye yeterli görünmektedir. Bu nedenle, kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli boyutlarından birini oluşturan engellilerin istihdamı sorunu, sosyal politikanın odağında yer alarak en kısa sürede çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.

Engellilerin çalışması ve işsizlikten korunması konusu bir yandan uluslararası belgelerde bir yandan da başta Anayasa olmak üzere ulusal mevzuatımızda gereğince işlenmiştir. Bu yönde, ortaya çıkacak hukuksal düzenleme gereksinimini karşılayacak yeni çalışmalar elbette ihmal edilmemelidir. Ancak bu alandaki asıl sorun toplumsal anlayıştan, uygulamadaki tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu gün ülkemizde engelliler işsiz kalmanın ezikliği içindedirler. Üretken ve yaratıcı çalışma, insanca ve onurlu bir yaşam sürdürebilmenin ön koşuludur. Bu yüzden engelli bireyin de topluma uyumunda, toplumla bütünleşmesinde bir işe sahip olması büyük önem taşır. Engelli birey işsiz kaldığı ve yaşadığı topluma üreterek katkıda bulunamadığı için kendini gerçekleştirmemekte, ailesine katkıda bulunamamaktadır

Konu ile ilgili bir açıklama yapan Dr. İzak Dalva, prostat kanserinin genellikle yaşam tarzı, diyet alışkanlıkları ve çevresel faktörlerle ilişkili olduğunu söyledi. Dalva, bu durumun prostat kanseri olan ya da risk altındaki hastalar için önem taşıdığını ifade etti. Dalva, “Risk faktörlerinin belirlenmesi bu hastalığın önlenmesi bakımından bilhassa ailede prostat kanseri olan yüksek riskli hastalarda büyük önem taşımaktadır” dedi.
Haberin devamı

Geniş kapsamlı çalışmaların, IGF-1 (insülin benzeri büyüme faktörü) hormonu yüksek olanlarda prostat kanserine daha sık rastlandığını belirten Dalva, genellikle diyetle aşırı miktarda et ve süt ürünü tüketenlerde kanda IGF-1 düzeyinin yükseldiğini dile getirdi.

Dalva, şöyle devam etti; “Halbuki taze meyve ve sebze ile beslenen vejetaryenlerde bu hormon düzeyi düşük kalmaktadır. Oxford Üniversitesinde yapılan çalışmada, IGF-1 düzeyi en yüksek olan grupta en düşük IGF-1 düzeyi saptanan gruba göre yüzde 40 daha fazla prostat kanserine rastlanmıştır. Ayrıca IGF-1 düzeyi yüksek olan grupda daha sık metastaza rastlanmıştır. Genellikle et ve süt ürünleri IGF-1 düzeyini yüzde 15 artırmaktadır”

IGF-1 hormonunun normalde hücre büyüme ve ölümünde kritik role sahip olduğunu bildiren Dalva, çocukların büyüme ve gelişmesinde IGF-1’in önemli bir hormon olduğunu, fakat yetişkinlerde programlı hücre ölümünü engelleyip tümörün oluşum ve yayılmasını provake etttiğini söyledi. Dalva, laboratuar çalışmalarında IGF-1’ in hücre büyümesini hızlandırdığını vurguladı. Dalva, IGF-1 hormonunun prostat kanserinin gelişiminde önemli role sahip olsa da IGF-1’ in normal olduğu hastalarda da prostat kanserinin geliştiği göz önüne alındığında, prostat kanserinin erken tanısı için sık kullanılan Prostat Sfesifik Antijen (PSA) testinin yerini almasının uygun olmadığını savundu.

Dalva, prostat kanserinin kanser ölümleri arasında ikinci sırayı alan önemli bir kanser olduğunu ve erkeklerin korkulu rüyası haline geldiğini belirtti. Dalva, “Prostat kanseri riskleri arasında yaş ailede prostat kanseri öyküsü olması etnik yapı sayılsa da obesite ve kanda yüksek insülin düzeyi de önemli etkenler arasındadır. Yüksek insülin düzeyi ile aşırı kilolu olma prostat kanserinden ölüm riskini 4 kez artırmaktadır. Bu şekilde uygun diyet uygulanması modifiye edilebilir risk faktörlerini önemli ölçüde azaltmaktadır” diye konuştu.

Prostat kanseri olan ya da risk altında bulunan hastalara çeşitli önerilerde bulunan Dalva, hastaların kesinlikle kilo vermelerini spor yapmalarını, katı yağ kullanmamalarını istedi. Dalva, hastaların etten ve süt ürünlerinden fakir bir diyet uygulamalarını, mümkün olduğunca taze meyve ve sebze içeren diyet uygulamaları gerektiğini kaydetti.

Sakatlık konulu şarkıları derlemeye devam ediyoruz…
Ceza’nın aşağıda yer alan şarkı sözüne dair görüşleriniz yazarsanız seviniriz…

Engeller
Hem önümüze engeller koyun, sonra da bize “engelliler” diyin
Gözüm görmese de kalbimiz bilir, doğmasa güneş hanginiz görür
Duyamasak da yalan vaadleri, lehimize kurulan bütün saatleri
Sesimiz olmasa da konuşuruz bazen , ağzı olan bol konuşuyor zaten
Hayat bir yarıştır derler, biz yarışta engel aşmaktayız
Yürüyemesekte bu yarışta biz sizlerden daha hızlı koşmaktayız
Eyy engelsiz sanma kendini kusursuz, dengen var mı dersin
İstedigimiz iyilik bile değil sizden sadece hakkımızı verin..
Gamsızsan yaşantın anlamsız, tüm yasalar sözüm ona engelsiz olanlar için yazılmışsa
tüm yollar siz kusursuzlara yapılmış
Ve böylelikle siz rahat yürüyebilir, kaldırımdan atlayıp, değnekler üretip değnek satabilir
Bi tek o zaman bizi görebilirsiniz
Hareket kısıtlı değil, bu dünya bizim değil, sizin, silahlar için
Savaşlar biçim verir bu dünyaya, kin nefret köreltir sizi!
İşaret dilim, bize bi yol verin, bize de iş verin, yolumu aç benim
Hayat hem senin, hayat hem benim, üretecek olanın bağlı elleri
Gözünü bağla hadi yürümeye çalış, tekerlekli sandelye zor yarış
Kaldırım bozuk her yerde basamak, bi de bize sor o kadar zor ki yaşamak
Sözümüz yok kimseye, tek bir ömrümüz var sadece
..ten hayatı zorlaştırdılar ama genede küsmedik hiç kimseye
Peki kim bilebilir yarın ne olacak, böyle devam ederse boğulacaz
Bizdeki imkan otobüste yer vermekle sınırlı malesef
Kimisini gözler ile dövdüler ve gördükleri yerde de sövdüler
Bugun arkadan gülenler yarın da gidip “iyi bilirdik” der, gömerler
Olmaz ki bu düzen böyle gitmez, itseniz de biz geriye düşmeyiz
Sizden daha çok yaşama hevesimiz. Kolumuz olmasa da yaşama sarılırız
Özürlüymüşüz. Hep suç işleyenler zaten özürsüzdür
Şimdilik bir umut yok ama bizim zaferimiz acaba hangi gündür!

13 Eylül 2010 sabahı Türkiye’de sakat olmayı tartışalım mı?

Salt sakat hakları temelinde değerlendirdiğinizde, sizce referandumla yapılmak istenen değişikliklere Evet mi yoksa Hayır mı demek gerek?

Bu değişiklikler biz sakatların yaşamında bir şeyleri değiştirecek mi? Değiştirecekse neleri değiştireceğini biliyor muyuz?