"Sağlık Bilgileri" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Kısaca tanımlayacak olursak tansiyon; damarlardan geçen kanın yaptığı basınçtır. Hipertansiyon ise kan basıncının sürekli olarak normalin üzerinde olmasıdır. Hipertansiyonun dört evresi vardır:

Normal durum:

Birinci aşama hipertansiyon:

İkinci aşama hipertansiyon:

Üçüncü aşama hipertansiyon:

Hipertansiyon belirtileri:

Genelde ciddi olarak sorunlara sebep olmayan hipertansiyonun, uzun zaman farkına varılamayabilir. Birtakım şikâyetlerle hekime görünen vatandaşlarda görülen belirtiler şunlardır:

- Hastada uzun zamandır süren halsizlik ve başta şiddetli ağrı

- Boynun yanlarında ve ensede ağrı

- Hastanın kafasını ateşli hissetmesi

- Ateşi varmışçasına yüzde kızarma görülmesi

- Tüm vücudun ya da bir kısmının ateşlenmesi

- Göğse birinin bastırdığı hissi

- Soluk alıp veremediğini düşünüp derin soluk almaya gereksinmek

- Vücutta ve kafada çarpıntı hissetmek

- Göğüs kafesinde ve gövdede ağrı

- En sessiz ortamlarda bile kulakların uğuldaması

- Konsantre olmakta güçlük çekme

Neler yapılabilir:

Bu sorunun tam olarak bir tedavisi yoksa da alınabilecek bir takım önlemlere rahatlama sağlanabilir. Bu önlemleri şöyle sıralayabiliriz:

- İlk olarak hipertansiyon tedavisinde en önemli unsurlarından birinin tuz olduğunu bilin! Tuzu ya tamamen hayatınızdan çıkarın ya da oldukça az kullanın! Kesinlikle aşırı tuz içeren; turşu, cips çeşitleri, hazır çorba, ketçap ve mayonezden uzak durun! Günlük olarak alabileceğiniz azami tuzun 2 gram olduğunu unutmayın!

- Kesinlikle düzenli bir hayatınız olmalı!

- Eğer kilo probleminiz varsa acil şekilde çözmelisiniz!

- Kilo probleminiz olsun ya da olmasın yağlı, protein içeren besinleri değil daha doğal ve sağlıklı olan sebze ve meyveleri tüketmelisiniz!

- Vücudunuzu rahat ettirecek bir takım sportif aktivitelerde bulunmalısınız!

- Bir hekim tarafından verilen ilaçları aksatmamalı ve piyasada ucuza bulabileceğiniz tansiyon aletleri ile ya da sağlık ocaklarında tansiyonunuzu ölçtürmelisiniz!

- Eğer sigara kullanıyorsanız kesinlikle bırakmalı, içmiyorsanız içilen ortamlardan uzak durmalısınız!

Küçük tansiyon 110 ve üzeri, büyük tansiyon 180 ve üzeri değerdedir.Küçük tansiyon 100-110 arası, büyük tansiyon 160-180 arasındadır.Küçük tansiyon 90-100 arası, büyük tansiyon 130-160 arasındadır.Küçük tansiyon 90 ve altı, büyük tansiyon 130 ve altı değerdedir.

Disleksi dediğimiz rahatsızlık öğrenme konusunda yetersiz kalma rahatsızlığı türlerinden biridir. Ne yazık ki kesin bir nedeni ve tedavisi yoktur. Çoğunlukla zekâsal, işitsel ve görsel bir sorunla beraber seyretmez fakat kişi harfleri ve durumları algılama konusunda tersten algılar.

Disleksi rahatsızlığının fark edilme safhası genel olarak okulun ilk başlama evrelerini kapsar. Bu evrede disleksi, ailelerin ve öğretmenlerin bilgi yetersizliği nedeniyle çoğunlukla zekâ geriliği sanılır fakat bununla uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır. Yine de hem zeka geriliği hem de disleksinin bir arada bulunabileceği ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır.
Disleksi belirtileri nelerdir:

- Birbirine benzeyen bazı harf ve rakamların ters olarak algılanması (6 ile 9, b ile d)

-Bazı harf ve rakamların tersten okunması (18 yerine 81, za yerine az)

-Okuma yaparken sözcüklerin atlanarak okunması
-Yazım ve imla yanlışlarının çok olması
-Yazarken zorlanma
-Yön bulma ve zamanı anlama konusunda problem yaşama
-Bir okuma yaparken, seslendirmede problem yaşama

-Okuma esnasında bazı harflere yabancı kalma
-Seslendirmeyi doğru yapamama
-Hem ses hem de okunuş bakımından birbirine benzeyen kelimeleri ayıramama (az, uz, ez)
-Rakam, işaret ve harfleri ayırt etmede problem yaşama

Bu noktada tüm ebeveynlerimize tavsiyemiz; her tersten yazan ve yukarıda saydığımız problemleri yaşayan çocuk disleksi rahatsızlığından muzdarip değildir. Ayrıca bu rahatsızlığa sahip olan bireylerin mutlak surette özel ve eğitim almaları gerekmektedir. Disleksi olduğunu düşündüğünüz bir çocuğunuz varsa, onların birtakım testlerden geçmelerini sağlamalısınız. Bu testler; zekâ problemi testi, nöropsikolojik fonksiyonların yerinde olup olmadığına ilişkin testler gibi birçok testi içerir. Tüm bunların en kesin sonucunu psikologlara danışarak alabilir, tedavi ve eğitim için nasıl bir yol izleyeceğinizi sorabilirsiniz.

Alerjik nezlenin mevsimsel bir seyir izleyebildiğini ya da belirtilerin yıl boyunca hiç azalmadan devam edebileceğini ifade eden Dr.Anlar, alerjik nezlenin mevsimsel seyir izleyen tipinin daha sık olduğunu; “ilkbahar ve sonbaharda çeşitli polenlerin ortaya çıkması ile belirtilerde artış gözlenir.Yıl boyunca süren alerjik nezleye ise sebep olarak ev tozu gibi sürekli ortamda bulunabilen alerjenler gösterilmektedi dedi.

Alerjik nezlenin tedavisi için temel amacın, alerjiye neden olan uyaranın ortamdan uzaklaştırılması olduğunu dile getiren Anlar, polenlerden korunmak için bahar aylarında pencerelerin kapalı tutulmasını istedi. Anlar, sabah erken saatlerde, kuru ve sıcak havalarda dışarıya çıkılmayarak polenlerden kaçınmak gerektiğini söyledi. Anlar şöyle devam etti; Tatil zamanlarını bahar aylarının dışında planlamak da faydalı bir önlem olabilir.

Evcil hayvanların tüy, salya, dışkı ve idrarları ile temas etmemeye özen göstermek gerekir. Ev ve işyerinde küf oluşmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Akarlar ev tozu üzerinde yaşarlar ve dışkıları ile alerjik nezleye neden olurlar. Akarları ortamdan uzaklaştırmak için düzenli olarak elektrik süpürgesi ile temizlik yapmak ve yatak takımları ile perdeleri sıcak suyla yıkamak yerinde olacaktır”

Antihistaminikler

Sıkça başvurulan ilaçlardır. Histaminin etkisini bloke ederek alerjik nezle belirtilerini önlemeye yönelik bir yaklaşımdır. Fakat histamin salınımı allerjik nezleye yol açan mekanizmalardan sadece bir tanesidir. Antihistaminikler muhtemelen burun akıntısını iyileştirecektir ancak tıkanıklık konusunda fazla bir şey yapamayacaktır. Antihistaminikler yan etki olarak en sık sersemlik hissine yol açarlar.

Dekonjestan

İlaçlar burundaki damarları daraltarak rahatlama sağlamayı hedefler. Çocuklarda allerjik nezlenin tedavisinde bu ilaçlar önerilmez. Bu ilaçlar bazı kişilerde sıkıntı hissi ve uykusuzluğa neden olabilir. Dekonjestan ilaçlar fazla kullanılırsa allerjik nezle belirtilerini daha da kötüleştirebilirler; Örneğin burun tıkanıklığı daha da artabilir.

Buruna Uygulanan Anti Enflamatuar İlaçlar

Bugün allerjik tedavi için etkin tedavi imkanı sunan ilaçlar olarak görülmektedir. Doğrudan buruna uygulanan Allerjik nezle belirtilerinin temelinde yatan ana neden burundaki enflamasyon olduğu için, doğrudan buruna sıkılan kortikosteroid ilaçlar burundaki kaşıntı, akıntı, tıkanıklık ve hapşırmanın gerilemesini sağlar. Ağızdan alınarak bütün vücuda dağılmış olan antihistaminik ve dekonjestan ilaçlardan farklı olarak sersemlik hissine yol açmaz. Tedavide ilacı sadece ihtiyaç duyulan bölgeye yani buruna uygulamak mümkün olur.

Bayındır Hastanesi Kavaklıdere Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Akman, hastalığın yaşam kalitesini bozduğunu ve kişinin giderek normal yaşantısını sürdürmekte zorluk çektiğini bildirdi.

En sık ve en erken ortaya çıkan yakınmanın, ilgili eklemin yoğun kullanımından sonra oluşan ağrı olduğuna dikkat çeken Akman, ilk zamanlarda aktivite ile artan ağrının biraz dinlenince geçtiğini ifade etti. Akman, “Hastalık ilerledikçe ağrı daha az aktivite ile veya istirahat halinde bile ortaya çıkmaya başlar ve şiddeti artar, kişinin günlük yaşamını etkiler hale gelir.

Zaman zaman eklemde hafif şişmeler meydana gelir. Diğer yakınmalar arasında eklem sertliği, hareket zorluğu, boşalma, kitlenme ve hareketleri yaparken güvensizlik sayılabilir. En sık diz, kalça, omurga ve ellerde görülür” dedi.

Eklem kireçlenmesinin hayat boyu alevlenme ve yatışma periodlarıyla sürdüğü bilgisini veren Akman, hastalık sürecinde genellikle yavaş bir ilerleme olduğunu ve hasta az ya da çok sürekli ağrıdan yakındığını söyledi.

Günümüzde eklem kireçlenmesine bağlı gelişmiş yapısal değişiklikleri geri döndüren veya düzelten bir tedavi yöntemi olmadığını belirten Akman, “Ancak bu eklem kireçlenmesinin tedavisi olmayan bir hastalık olduğu anlamına gelmez.

Uygulanacak tedavilerle hastaların yakınmaları rahatlatılabilir, fonksiyonları geliştirilebilir, hastalığın ilerlemesi ve komplikasyonlar önlenebilir. Hastalığın evresine ve hastanın durumuna göre tedavi düzenlenir” diye konuştu.

Tedavi Yöntemleri

  • Hazırlayıcı faktörlerin düzeltilmesi (şişmanlık, doğumsal ve gelişimsel bozukluklar, mesleki riskler, hasta eklemin aşırı kullanımı gibi)
  • Yardımcı cihaz kullanımı (baston veya yürüteç gibi)
  • Egzersizler
  • Fizik tedavi uygulamaları
  • Eklem içi enjeksiyonlar (hyaluronik asit veya steroid enjeksiyonları)
  • Cerrahi tedaviler

Yedi yaş altındaki çocukların genellikle migren ağrılarını tanımlayamadıklarını ve 10 yaşlarına doğru ise giderek bu ağrıları tanımlamaya başladıklarını aktaran Ertürk, baş ağrılarının 7 yaş öncesi görülme sıklığının yüzde 2,5, 7 yaş ile ergenlik arasında görülme sıklığı ise yüzde 5’ler civarında olduğunu bildirdi.

Ertürk şunları kaydetti ; “Bu yaşlarda yetişkinlerde olduğu gibi kadın ve erkek arasında fark görülmüyor. Çünkü genellikle bu yaşlarda kızlar henüz adet görmemiş oluyor. Migren damarsal baş ağrısıdır. Damarlardaki genişleme ve daralmalar migrenin zonklama tarzındaki ağrılarını tetiklemektedir. Tekrarlayıcı ağrılar ve aralarda ağrısız dönemler vardır. Ağrı başlamadan önce aura adı verilen ve ağrının başlayacağını gösteren belirtilerin olduğu bir dönem olabilir.

Aura esnasında çocuk dalgalanan çizgiler, parlak ışıklar, karanlık noktalar görebilir. Ancak bu aura dönemi bütün çocuklarda yoktur. Deride solukluk, aşırı yorgunluk, başın bir yanında veya alında zonklayıcı ağrı, karın ağrısı, kusma bulantı oluşur. Ruhsal durumunda değişiklikler, baş dönmesi, görme bulanıklığı, iştah artışı veya azalması eşlik edebilir. Migrenli çocukların yüzde 70-90’ının ailelerinde de migren şikayetleri vardır ve çocuğun kişilik yapısı migrenli olan ebeveynine çok benzemektedir”

Ertürk, özellikle 3-4 yaşındaki çocuklarda migrenin zor fark edildiğini vurguladı. Ertürk, “Migrenli bir çocuk atak geçiriyorsa oyun oynamak istemez, karanlık bir odada kalmak ister, bazen kusar ama uyuyup uyandığında normale döner. Burada yetişkinlerle en önemli fark çocukların daha kısa süreli ataklar geçirmesidir” dedi.

Bayındır Hastaneleri Nöroloji Bölüm Başkanı Dr.Özcan Ertürk, baş ağrısı ve türleri anlattı.

İnsanların yüzde 80’inde zaman zaman ilaç almayı gerektiren baş ağrıları olur. Baş ağrısı olan kişilerin ancak yüzde 10’unda baş ağrısı kişiyi iş ve gücünden alıkoyacak derecede şiddetlidir. Baş ağrısı nedeniyle hekime başvuran hastaların ancak yüzde 5-7’sinde baş ağrısına yol açan beyin uru, beyin damar hastalığı (beyin kanaması, beyin damarı tıkanıklığı), beyin veya yüz yapılarında iltihap hali gibi yapısal bir bozukluk vardır.

Bir diğer ifadeyle baş ağrısı şikayetiyle hekime başvuran hastaların yüzde 90’ında, yapılan incelemeler sonucu başta ya da bedende baş ağrısına yol açacak herhangi bir bozukluk bulunmaz. Yapısal bir bozukluğa bağlı olmayan bu baş ağrılarını ancak hastadan aldığımız bilgilere dayanarak teşhis edebiliriz. Bu tür baş ağrılarının belli başlıları aşağıda özet olarak verilmiştir

Migren

Erkeklerin yüzde 10’unda kadınların yüzde 15-20’sinde ortaya çıkar. Nöbetler halinde gelen, saatlerce bazen günlerce süren, hastayı işinden alıkoyan, bulantı bazen kusma yapan, ışıktan ve sesten rahatsızlığa yol açan, başın bir yarısını tutan, zonklayıcı, şiddetli baş ağrısıdır. Belirtilen baş ağrısı özelliklerinin her hastada bulunması gerekmez; değişik tipleri vardır.

Gerilim Baş Ağrısı

Başın tümünü tutar. Çoğunlukla boyun ense kaslarının kasılmasıyla gider. Hasta tarafından ağırlık, yanma, sıkışma, basınç şeklinde tarif edilir. Bulantı ve kusma yapmaz, hareketle artmaz, çoğunlukla hastanın aktivitelerini engellemez. 5-10 dakika kadar kısa olduğu gibi günlerce de sürebilir. Ataklar şeklinde tekrarlar veya hiç geçmez, devamlıdır. Yıllarca ve sık baş ağrısı olan insanları yüzde 60’ında gerilim baş ağrısı vardır.

Küme Baş Ağrısı

Sıklıkla bir saat civarında süren, günde bir ya da birkaç kez gelen, bir taraf göz, alın ve şakakta yerleşik, ani başlayıp, ani sona eren şiddetli baş ağrısı ile karakterizedir. Baş ağrısına gözde kanlanma, gözyaşı akması, burun akması, burunda şişme, alın ve yüzde terleme, göz kapağı şişmesi, göz kapağı düşmesi ve o taraf göz bebeğinde küçülme gibi belirtiler eşlik eder. Ağrı günde birkaç kere veya gün aşırı sıklığında gelir ve genellikle aynı saatlerde, çoğunlukla geceleri ortaya çıkar.

Bu tür ağrı nöbetleri haftalar ya da aylar boyu sürdükten sonra kendiliğinden kaybolur. Fakat yılda bir – iki kere veya birkaç yılda bir benzer ağrılı dönemler yine ortaya çıkar, nadir görülür değişik tipleri vardır.

Kronik Günlük Baş Ağrısı

Hastalarda yıllardan beri her gün gelen, sabahtan akşama kadar devam eden, zaman zaman hastayı yatıracak kadar şiddetlenen sürekli baş ağrısı vardır. Hastaların çoğunda başlangıçta migren, bir kısmında da gerilim tipi baş ağrısı bulunur.

Bunlar giderek sıklaşır ve her gün gelen baş ağrısına dönüşür. Bir kısım hasta da migren ya da gerilim tipi baş ağrısı olmaksızın doğrudan kronik günlük baş ağrısı gelişir. Kronik günlük baş ağrısı olan hastaların çoğu sürekli ağrı kesici ilaç alır.

Ağrı ilaçları baş ağrısını geçirmediği halde hasta ağrı ilacı almaya devam eder, çünkü ağrı ilacı almadığı zaman baş ağrıları şiddetlenir. Bu nedenle hastada bir çeşit ağrı kesici ilaç bağımlılığı gelişir.

Ruhsal Nedenli Ağrı Ve Baş Ağrıları

Ağrı; ruhsal nedenli ağrı bozukluğunda ana şikayeti oluşturur veya başka çeşitli ruhsal hastalıkların belirtilerinden biri olarak ortaya çıkar. Ruhsal nedenli ağrı bozukluğunda belirli bir bedensel nedene bağlı olmayan, psikolojik etkenlerle ilgili olabilen ve kişinin bireysel, toplumsal ve mesleki olarak işlevlerini önemli derecede bozan ağrı şikayeti vardır. Değişik ruhsal nedenli ağrılar belirli bir anatomik yapıya uymaz, bedenin birbiriyle ilgisiz birden çok yerinde ortaya çıkabilir.

Ağrının yeri zaman içine değişiklik gösterir. Tedavi ile bir bölgedeki ağrı geçerse bir başka bölgede tekrar ortaya çıkar. Ağrı ilaçlarının yararı olmaz. Ağrı şikayeti genellikle devamlıdır. Ağrıyla ilgili bilgiler çok güç alınır; hastalar çoğu kez belirsiz, birbiriyle çelişik ya da uyumsuz cevaplar verir.

Ağrı ruhsal nedenlerle ortaya çıkmasına rağmen hastalar genellikle duygusal sorunları ve çatışmaları olduğunu kabul etmez, ruhsal durumları ile ağrı arasında bağlantı kuramaz ve ağrılarının gerçekliğini ve ağır şekilde hasta olduklarını ispata yönelik abartılı durumlar sergilerler. Ruhsal nedenli ağrılarda tedavi esas olarak ilaç ve psikoterapidir.

Yapısal Bozukluklara Bağlı Olmayan Çeşitli Baş Ağrıları

Çoğu zaman fiziksel etkilerle ortaya çıkan, nadiren tedavi gerektiren baş ağrılarıdır. Başın dıştan basısına bağlı baş ağrısı, başın soğukta kalmasına bağlı baş ağrısı, soğuk gıda yenilip içilmesine bağlı baş ağrısı, öksürük sırasında ortaya çıkan baş ağrısı, eksersiz sırasında ortaya çıkan baş ağrısı, cinsel aktivite sırasında ortaya çıkan baş ağrısı… bunlar içinde sayılabilir.

Yapısal bozukluklara bağlı olmayan baş ağrıları hayatı tehdit etmemekle beraber yaşam kalitesini ciddi şekilde bozarlar ve iş güç kaybına sebep olurlar. Baş ağrısını ortaya çıkaran sebeplerin hasta tarafından tanınıp kontrol edilmesi, yaşam şeklinin ve dış olaylara verilen tepki biçiminin değiştirilmesi ve ağrıların gelmesini önleyici (ağrı ilacı olmayan) ilaçların uygun şekilde kullanılması ile bazen tama yakın bazen büyük oranda düzelme sağlanır.

Çocuklarda Baş Ağrısı

Baş ağrısının sadece yetişkinlerde olabileceği düşünülür. Oysa 5-7 yaş arası çocukların yaklaşık yüzde 20’sinde kronik baş ağrıları oluşuyor. Daha büyük çocuklar baş ağrılarını tanımlayabilirler ancak bu yaştaki çocuklar ve daha küçükler bunu yapamazlar.

Çocuklarda Migren

7 yaş altındaki çocuklar genellikle migren ağrılarını tanımlayamazlar. 10 yaşlarına doğru ise giderek bu ağrıları tanımlamaya başlarlar. 7 yaş öncesi görülme sıklığı yüzde 2,5 ; 7 yaş ile puberte arasında görülme sıklığı ise yüzde 5’ler civarındadır. Bu yaşlarda yetişkinlerde olduğu gibi kadın ve erkek arasında fark görülmüyor. Çünkü genellikle bu yaşlarda kızlar henüz adet görmemiş oluyor.

Migren damarsal baş ağrısıdır. Damarlardaki genişleme ve daralmalar migrenin zonklama tarzındaki ağrılarını tetiklemektedir. Tekrarlayıcı ağrılar ve aralarda ağrısız dönemler vardır. Ağrı başlamadan önce aura adı verilen ve ağrının başlayacağını gösteren belirtilerin olduğu bir dönem olabilir. Aura esnasında çocuk dalgalanan çizgiler, parlak ışıklar, karanlık noktalar görebilir. Ancak bu aura dönemi bütün çocuklarda yoktur.

Deride solukluk, aşırı yorgunluk, başın bir yanında veya alında zonklayıcı ağrı, karın ağrısı, kusma bulantı oluşur. Ruhsal durumunda değişiklikler, baş dönmesi, görme bulanıklığı, iştah artışı veya azalması eşlik edebilir. Migrenli çocukların yüzde 70-90’ının ailelerinde de migren şikayetleri vardır ve çocuğun kişilik yapısı migrenli olan ebeveynine çok benzemektedir.

Parlak ve titrek ışıklar, gürültü, sinema veya TV, fiziksel veya ruhsal gerginlikler, anksiyete veya depresyon, tetikleyici rol oynamaktadır. Nadir olarak ta aşırı yorulma ve çok fazla güneş ışığı migrende tetikleyici faktör olarak rol oynayabilir.

Özellikle 3-4 yaşındaki çocuklarda migren zor fark edilir. Migrenli bir çocuk atak geçiriyorsa oyun oynamak istemez, karanlık bir odada kalmak ister, bazen kusar ama uyuyup uyandığında normale döner. Burada yetişkinlerle en önemli fark çocukların daha kısa süreli ataklar geçirmesidir.

Hangi Durumlarda Baş Ağrısı Kaygı Uyandırmalı Ve Doktora Müracaat Etmelidir?

Sık olmamakla birlikte baş ağrıları ciddi rahatsızlıkların habercisi olabilir. Baş ağrılarınız aşağıdaki özelliklere sahip ise incelenmesi gerekir; donanımlı bir hastanenin Nöroloji bölümüne müracaatınız önerilir.

Ağrı aniden ve çok şiddetli olarak ortaya çıkıyorsa

  • Yeni ortaya çıkmış ve giderek daha fazla rahatsız eden başağrısı varsa
  • Ağrı olduğunda çift görme, elinde ayağında tutmama veya konuşma bozukluğu gibi sorunlar da oluyorsa
  • Baş ağrısı öksürmek, ıkınmak gibi aktivitelerle artıyorsa
  • Baş ağrısı kullanılan ağrı kesicilere yanıt vermiyorsa
  • Baş ağrısı ile birlikte fışkırır tarzda kusma ve ateş olmuşsa
  • Geceleri ağrı ile uyanılıp tekrar uyumakta zorlanıyorsa
  • İlk kez 50 yaşından sonra ortaya çıkmışsa
  • Ağrı baş bölgesine alınmış bir darbe veya kaza sonrası ortaya çıkmışsa
  • Her sabah baş ağrısı ile uyanılıyorsa
  • Şu ana kadar başınızın hiç böyle ağrımadığını düşünüyorsanız

Hangi Faktörler Migren Ataklarını Tetikleyerek Baş Ağrısına Neden Olurlar?

Açlık: Diyet, öğün kaçırma vb.
Yiyecekler: Çikolata, süt, peynir, balık ürünleri, buğday, mayalı ürünler ve alkol
Sigara: Nikotin
Uyku: Çok veya az uyku, uyku saatlerini değiştirme, jet lag
Hormonal dengede değişiklik: Menopoz dönemi, menstruasyon dönemi veya öncesi, hamilelik, doğum kontrol hapları
Çevre Koşulları: Sıcak, soğuk, ışık, gürültü, havalandırma, çeşitli kokular, kuru hava, dumanlı ortamlar (özellikle sigara)
Fiziksel Aktivite: Egzersiz
Stres: Stresli ortam veya bu ortamdan ayrılma

Baş Ağrısı Nedeniyle Ağrı Kesici Kullanımında Nelere Dikkat Edilmelidir?

Ağrı kesiciler, baş ağrısını giderir ancak ağrının nedenini ortadan kaldırmaz. En iyi etkiyi ağrı ilk ortaya çıktığında alındıklarında gösterirler. Ağrı kesiciler söz konusu olduğunda daha çok ilaç içmenin daha çok rahatlama sağlamayacağı bilinmeli; aksine bu durumlarda yanetki olasılığı artmaktadır. Ayrıca bu durum, ilacın gereğinden fazla kullanımına bağlı baş ağrılarına da neden olabilir.

Ağrı kesici ilaçlarla baş ağrıları ortadan kalkıyor olsalar bile eğer ağrı kesici kullanım doz ve sıklığı fazla ise mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz. Bilinmelidir ki ağrı tedavisinde temel olan ağrının ortaya çıkmasının engellenmesi; bunun için de nedeninin bilinmesidir.

Ağrı Kesiciler Hangi Durumlarda Kullanılabilir?

  • Hafif derecedeki baş ağrılarını tedavi etmekte kullanılabilir.
  • Bazı ağrı kesicilerin yüksek dozlarda kullanılabilmesi için doktor tarafından tavsiye edilmiş olması gereklidir.
  • Ağrı ilk ortaya çıktığı sırada alınırlarsa en fazla etkiyi gösterirler.
  • Doktorunuz aksini tavsiye etmediği sürece ağrı kesici ilaçlar prospektüsünde yazılandan daha sık veya daha yüksek dozda alınmamaları gereklidir.
  • Bu ilaçların midenizi rahatsız etmesini önlemek için tok olarak kullanılmaları ve bazı durumlarda da mide koruyucu ilaçlarla birlikte kullanılmaları önerilir.
  • Bazı ağrı kesiciler uyku veya dalgınlık durumu yaratabilecekleri için araba kullanılmaması veya tehlikeli olabilecek faaliyetlerde bulunulmaması gerekir.
  • Bu ilaçlarla birlikte alkol, alerji ilaçları ve uyku ilaçları alınmamalıdır.
  • İlaçları, doktorunuzun belirttiği şekilde alın.
  • Belirtildiği şekilde almanıza rağmen ilaç baş ağrınızı gidermiyorsa doktorunuza başvurun.
  • Bazı baş ağrısı ilaçlarının etkili olmaya başlaması zaman almaktadır. Bu nedenle doktorunuzun onayını almadan ilaç kullanımına son vermeyin.
  • Hiçbir zaman dozu arttırmayın veya tavsiye edilenden fazla almayın.
  • Kalıcı yan etkiler fark ederseniz hemen doktorunuza başvurun.
  • Yeni bir tedaviye başlamadan önce doktorunuza aldığınız diğer ilaçları ve varsa rahatsızlıklarınızı belirtin.
  • Hamileyseniz veya hamile kalmayı planlıyorsanız yeni bir tedaviye başlamadan önce bu konuyu doktorunuza belirtin.
  • Migren İlacı Olarak Bilinen Triptan’ların Kullanımında Nelere Dikkat Edilmelidir?
  • Yanlızca migreni veya demet (küme) baş ağrısı olan hastalarda kullanılmalıdır.
  • Orta ve şiddetli ataklardan kurtulmak üzere kullanılır.
  • Atak öncesi belirtiler döneminde değil ağrı başlangıcında alınmalıdırlar. Mümkün olduğunca atağın başlangıcında alınmalıdır.
  • Atakları sık olan migren hastalarında önerilmez; kullanımları seyrek ataklı hastalarla sınırlı tutulmalıdır.
  • Koroner arter hastalığı öyküsü bulunanlarda kullanılmamalıdır.
  • Günlük kullanım dozları sınırlandırılmış olup bu kurallara uyulmalıdır.
  • Her zaman yanınızda taşımanız gerekir.
  • Doktorunuz tarafından aksi belirtilmediği sürece prospektüsünde belirtilenden daha sık veya daha yüksek dozda alınmamalıdır.

Ağrıyı önlemeye yönelik ilaçlar, bazı durumlarda baş ağrılarınızın sıklığını gidermek için kullanılmaktadır. Ağrı kesicilerden farklı olarak başınız ağrımıyor bile olsa her gün alınmaları gerekmektedir. Bu ilaçlar tüm baş ağrılarını önlemese bile baş ağrısı sıklığını ve ağrıların şiddetini azaltmaktadır. Aslında baş ağrısının daha az yaşanması ilaç tedavisinin işe yaradığını göstermektedir. Baş ağrıları kontrol altına alındıktan sonra aldığınız ilaç miktarını azaltabilirsiniz. Hatta sonunda baş ağrısını önleyici ilaç almayı tamamen kesebilirsiniz.
Baş ağrıları şiddetli olduğunda ve ay içerisinde daha sık yaşanmaya başlandığında önleyici tedaviye başvurulabilir.

Bakterilerin idrar yoluna üretradan girebildiğini ve yukarı doğru çıkabildiğini belirten Dalva, bu durumun mesane enfeksiyonuna yol açtığını söyledi. Dalva, “Mesane enfeksiyonuna sistit denir. Eğer bakteriler mesaneden de yukaru çıkarlarsa pyelonefrit denilen böbrek enfeksiyonu oluşur. Böbrek enfeksiyonları daha nadir oluşur ancak daha ciddidir” dedi.

Bayındır Hastaneleri Üroloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. İzak Dalva, idrar yolu enfeksiyonu oluştuğunda karın bölgesi ve kasıklarda ağrı, idrarda yanma, sık idrara çıkma, sürekli idrar hissetme, idrarda kötü koku ve bazen idrarda kanama şikayetleri görüldüğünü kaydetti.

Zamanında tedavi edilmediği zaman bakterilerin kana karışarak sepsis denilen genel vücut enfeksiyonuna yol açabileceğini ve bu durumda öldürücü olabileceği uyarısında bulunan Dalva, şöyle devam etti : “Küçük çocuklarda ise idrar yolu enfeksiyonu belirtileri kendisini iştahsızlık ve barsak alışkanlığında değişiklik ile gösterir. İdrar yolu enfeksiyonu tanısında genellikle idrar tahlili ve kültürü yapılır.

Eğer taş, tümör gibi diğer ürolojik problemlerden şüpheleniliyorsa ultrasonografi ve direk üriner sistem grafisi yapılabilir. İdrar yolu enfeksiyonu genellikle ağızdan alınan antibiyotiklerle tedavi edilir. Genellikle 2-3 günlük tedavi yeterli olmaktadır. Böbrek enfeksiyonlarında bazen hastaneye yatırılarak parenteral tedavi verilmesi gerekmektedir. Tam tedavi edilmeyen idrar yolu enfeksiyonları genellikle tekrarlamaktadır”

Önlemler

1- İdrarın hissedildiği zaman bekletilmeden yapılması uygundur.
2- Yeterli sıvı alınması gerekmektedir.
3- Sexüel ilişki sonrası idrarın hemen yapılması gerekmektedir.
4- İlişkide prezervatif kullanılması gerekir.

Koroner Anjiografi Nedir?

Koroner anjiografi, özel bir kamera ile kalbinizin atar damarlarının röntgen film çekimi ile incelenmesidir. İşleminiz kateter laboratuvarında yapılır. Doktorunuz kol veya bacağınızdaki atar damarların birine ince küçük bükülebilir bir boruyu (kateter) yerleştirir. Kalbin küçük atar damarlarının çıktığı en büyük atar damara kadar kateteri ilerletir. Daha sonra kalp damarlarınıza kateterin içinden boyalı bir madde verilir.

Bu arada sık aralıklarla filminiz çekilir ve boyalı maddenin hangi damardan geçip hangisinden geçemediği veya zor geçtiği tespit edilir. Dolayısıyla kalbinizdeki damarların hangi bölgesinde darlık olduğu tespit edilmiş olur.

Yalnız röntgen filmi ile kalp (koroner) damarlarının içerisindeki kan görüntülenememektedir. Boyalı madde veya kontrast madde, koroner damarları ve kalbin içini filmde görünür hale getiriyor.

Anjiografi Sırasında Ağrı Duyacak mıyım?

Çoğu kişi işlem sırasında ağrı hissetmez. Bazı hastalarımız ise canlarının hafif acıdığını ifade eder. Kateter takılacak bölge işlemden önce küçük bir iğne ile anestezik ilaç verilerek uyuşturulur. Sadece iğne batmasını hissedersiniz. İşlem esnasında ve boyalı madde verilirken ağrı hissetmezsiniz.Bazı kişilerde boyalı maddeye karşı allerji oluşabilir. Bu durumda kızarıklık ve kaşıntı gelişebilir.

Verilecek ilaçla bu durum tedavi edilebilir. Bu nedenle daha önce böbrek filmi vb ilaçlı film çektirdiğinizde allerjiniz geliştiyse, astımınız varsa , allerjiniz varsa işlem öncesi dokturunuzu bu konuda bilgilendiriniz. İşlem öncesinde allerjinizin olup olmadığı ayrıca sorgulanacaktır.

Koroner Anjiografi İçin Hastaneye Yatmam Gerekecek mi?

İşleminiz sabah yapıldığında akşam evinize gidebilir veya o gece kalıp ertesi gün sabah hastaneden ayrılabilirsiniz.

Genellikle işlemin uygulanacağı gün , kahvaltı etmeden gelmeniz gerekmektedir. Şeker hastalığınız varsa kahvaltı yapmadan ve şeker düşürücü ilacınızı almadan geliniz ve ve gelir gelmez durumunuzu hemşirenize bildirin. Kan şekerinizin düşmemesi için gerekli önlem alınacaktır. Sürekli kullandığınız ilaçlarınız varsa bu ilaçları anjiografi sabahı alıp alamayacağınızı doktorunuza sorun. Anjiografiden bir gün önce bol su içmelisiniz. Bu böbrek fonksiyonları yönünden çok önemlidir.

Doktorunuz sizin için gerekli testleri yaptıracaktır. İşlem için geldiğiniz gün daha önce yaptırdığınız tüm tetkikleri yanınızda getiriniz. (Kan testleri, akciğer filmleriniz, önceki anjio, ameliyat raporlarınız, EKG -elektrokardiyografi-)

Kateterin takılacağı bölgenin mikrop kapmaması için temiz olması gerekmektedir. Bu nedenle sabah hastaneye gelmeden önce her iki kasığınızı dikkatlice traş edin ve bölgeyi temizleyin. İşlem sırasında parmaklarınızdan dolaşımınız izleneceği için el ve ayak parmaklarınızda oje/cila varsa siliniz.

Bayındır Hastanesi Söğütözü Kulak Burun Boğaz bölüm başkanı Prof. Dr. O. Nuri Özgirgin, kulak kirini temizlemek için çöplü pamuk kullanmanın sakıncalı olduğunu belirterek, “Çöplü kulak pamukları ile biriken kirler içeri doğru itilip kulağı tıkar. O nedenle çöplü pamukla kulağın dıştan görülen yerlerinin nemini almak yeterlidir” dedi.

Özgirgin yaptığı açıklamada, dış kulak yolunun kendine özgü (serümen sekresyon adı verilen) sarı-kahve renkli koyu kıvamlı bir salgısı olduğunu belirterek, “Normalde bu salgının yönü dış kulak yolunun ağzına doğrudur dolayısıyla birikim yapması beklenmez. Bu fizyolojik bir durumdur ve özellikle annelerin çocukların kulaklarında benzer renkli bir salgıyı gördüklerinde endişelendikleri görülmektedir” dedi.

Bazı kişilerde bu salgının dışarıya doğru yönlendirilemediğini bildiren Özgirgin, bu duruma dış kulak yolundaki anatomik düzensizlikler ve dış kulak yolunu örten cildin yapısının neden olabildiğini söyledi.

Özgirgin şöyle devam etti : “Bu durumda kir (salgı) dış kulak yolunda birikim yapar ve sonuçta kulak yolunu tıkar. Dış kulak yolunun tam tıkanması ile yaklaşık 30 desibel(dB) çivarında işitme kaybı oluşur.

Bu süreç çok yavaş gelişirse hasta tarafından hissedilmeyebilir. Ancak, denizde veya banyo sonrası dış kulak yoluna suyun teması ile bu kir şişer ve şişmesi ile birlikte hasta ani bir tıkanıklık hisseder ve bu şikayet de hastaları doktora getirir. Ağrı nadiren olur ancak bazen hassas kişilerde hafif bir acıma hissi veya baskı hissi gelişebilir”

Kulak yıkanmasının mutlaka doktorlar tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Özgirgin, hastanın daha önceden kulak zarının delik olmuş olması durumunda yıkama suyunun orta kulağa kaçması ile birlikte iltihaplanmalara neden olabileceğine dikkat çekti.

Özgirgin, şeker hastaları ya da bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların dış kulak yolundan mikrop girmesine karşı çok duyarlı olduğunu belirterek, kulak yıkama suyunda var olabilecek antibiyotik tedavisine direnç gösteren bazı bakterilerin, kulağın yıkanması sırasında dış kulak yolu cildine girdiklerinde habis bir durumun ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.

Dış kulak yolunun hemen altındaki bölgenin ve kafa kaidesinin gözenekli bir dokuya sahip olduğunu ifade eden Özgirgin, “Enfeksiyonlar hayati yapıların da olduğu bu ortamda kolay ilerler. Kulak yıkama suyu ile buraya girecek antibiyotik tedavisine direnç gösteren bakteriler hastalık oluşturup yayıldığı takdirde ölümle sonuçlanabilen sorunlar oluşturabilir. Bu nedenle kulağı yıkanacak hastaların tıbbi durumlarının önceden bilinmesinde yarar vardır. Bunu da ancak doktor sorgulayabilir” dedi.

Eğer yıkama işlemi yapılacak ise suyun temiz olmasına, vücut ısısında olmasına (aksi takdirde baş dönmesine neden olur) dikkat edilmeli. Şırınga temiz olmalıdır. Kirin sertlik derecesine göre, sertleşmiş kirler özel olarak yapılmış ve steril edilmiş “küretler” aracılığıyla çıkartılır. Yumuşak olan kirler ise vakumlu sistemler (aspiratör) kullanarak çekilir.

Bayındır Hastaneleri Söğütözü Kulak Burun Boğaz Bölümü Doç.Dr.Tuncay Özçelik, horlamanın sosyal bir problem olduğunu, horlamanın en ağır formunun “tıkayıcı tipte horlama hastalığı olduğunu dile getirdi. Özçelik şöyle devam etti; “Uyku apnesi diye bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama nefessiz kalınan bir dönemle kesilmektedir. Solunum tam olarak durur. 10 saniyenin üzerindeki nefessiz kalma nöbetlerinin bir saat içinde 7 den fazla görülmesi yaşamı ciddi şekilde tehdit eder” dedi.

Bu gibi durumlarda uyku merkezinde inceleme yapılmasını gerektiğini öneren Özçelik, apneli yani nefes kesilmesi yaşayan hastalarda saatte 30 ile 300 defa tıkanmalara rastlanıldığını, böylelikle uykuda kan oksijen düzeyinin aşırı oranda düştüğünü ifade etti.

Özçelik şöyle devam etti : “Oksijenin düştüğü bu dönemde kalp kanı daha çok pompalamak zorundadır. Bir süre sonra kalp ritmi bozulurken, yıllar içinde yüksek tansiyon ve kalp büyümesi yerleşir. Tıkayıcı tipte horlama hastalığı olan kişiler uykularının çok az bir kısmında derin uyku fazına geçebilmektedirler. Derin faz gerçek dinlenme için tek yoldur. Dinlenmeden geçirilen gecenin gündüzü uykulu, yorgun ve verimsiz geçecektir. Araba kullanırken yada iş başında uyuklamalar görülecektir”

Özellikle iyi bir “adele tonusu” kazanmak için sportif bir yaşam biçiminin seçilmesini öneren Özçelik, horlayan kişilerin uyku ilaçları, sakinleştirici ve antihistaminik denilen allerji ilaçlarını uykudan önce almaması gerektiğini söyledi.

Özçelik, uykudan 4 saat önce alkol alınmaması ve 3 saat önce ağır yemeklerin yenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Aşırı yorgunluk isteyen işlerden kaçınılması gerektiğine değinen Özçelik, “Uykuda sırt üstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmelidir. Eski bir öneri olarak pijama sırtına tenis topu dikmek hala faydalı bir metotdur.

Böylelikle sırt üstü uyumaya engel olunur. Yatağınızın baş tarafı daha yukarıda olacak şekilde tüm yatağınızı yaklaşık olarak 10 cm bir tarafa doğru çevirebilirsiniz. Bu amaçla yatağınız bir tarafı altına bir tuğla yerleştirmek amacınıza uygun olacaktır. Evde horlamayan kişilerin sizden önce uykuya geçmeleri için onlara süre tanıyabilirsiniz.” Şeklinde konuştu.

Her pozisyonda horlayan kişilerin ağır horlayan olarak isimlendirildiği bilgisini veren Özçelik, bu kişilerin söz konusu önerilerden daha fazla yardıma ihtiyaçları olduğunu belirtti. Horlama, kişi ve ailesi için zararlı hale geldiğinde uzman doktor ile görüşülmesini isteyen Özçelik, “Bu özellikle uyku sırasında nefes alamama problemi olduğunda (Yüksek sesli horlama nefessiz kalma dönemi ile kesilmektedir.) doktora başvurulması daha da önem kazanır. Horlama hastasının burun, ağız, boğaz ve boynunun detaylı muayenesi yapılmalıdır. Horlamanın boyutu ve horlayan kişinin sağlığını belirlemek açısından uyku laboratuarı çalışmaları değerlidir” dedi.