"Sağlık Bilgileri" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Boynun hemen ön kısmında kelebek şeklinde bulunan tiroid bezi, ürettiği hormonlarla vücuda adeta bir pil gibi enerji sağlıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tiroid Hastalıkları Kliniği Sorumlusu Prof. Dr. Mete Düren, Türkiye’de yaklaşık 20-30 milyon tiroid hastası olduğunun kabul edildiğini söyledi.

Araştırmalar, Türkiye’de kişilerin günlük almaları gereken iyotun ortalama olarak 4’te birini aldıklarını gösteriyor. İyot eksikliği olan Orta Avrupa ülkelerinde fırınlarda pişen ekmeğe ve sofrada kullanılan tuza eklenen iyotla eksiklik ve buna bağlı gelişen guatr sorunu büyük ölçüde çözülmüştür.

Türkiye’de iyotun guatrı olmayan kişilerce korunmak amacı ile alınması gerekir. Aksi takdirde guatrı olan hasta bundan kurtulmak amacı ile iyot aldığı taktirde bunun faydadan çok zararı olmaktadır.

Troid kanserlerinin büyük çoğunluğunun çok selim tabiatlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Düren, “Tiroid kanserinden bir hastanın ölmesi, ABD’de by-pass ameliyatlı bir hastanın yaşam şansı ile aynı tutuluyor. Bizde ise hastanın trafik kazalarından yaşamını yitirme olasılığı daha yüksek görülüyor” ifadesine yer verdi.

Tiroid kanserinde son yıllarda kaydedilen çok önemli gelişmelerden birinin de medüller tipte tiroid kanseri olan anne veya babanın kanında yapılan genetik bir araştırma ile çocuğuna bu hastalığın geçip geçmeyeceğinin anlaşılması olduğunu belirten Düren, şöyle devam etti;

Çocuklarında da bu test pozitif çıkarsa o çocuğun 25-30 yaşına kadar tiroid kanserine yakalanacağı yüzde 100 olduğundan bu çocuklarda koruyucu olarak tiroid bezi tamamen alınıyor ve yüzde 100 şifa sağlanıyor. Bu genetiğin tıbba uygulama alanında yapmış olduğu en önemli katkılardan biri olarak kabul ediliyor. Bizim de böyle hastalarımız ve ailelerimiz var. Ancak çocuklarında hiçbir hastalık yokken annelerini çocuklarını ameliyat ettirmeye ikna etmek oldukça zor görünüyor.

Kandaki Demir Oranının Kriterleri

  • Erişkin erkeklerde 13 g/dL.
  • Kadınlarda 12 g/dL’ nin altı kabul edilir.
  • 6 ay ile 6 yaş arası çocuklarda 11 g/dL nin.
  • 6–14 yaşlarda 12 g/dL nin altındaki değerler anemidir.

En sık rastlanan anemi türleri demir eksikliğine bağlı anemi, folik asit eksikliğine bağlı anemi, Vitamin B–12 eksikliği anemisidir.

Dokulara oksijen hemoglobin ile taşınır, kansızlık dokularımızın oksijenleşmesini engeller. Halk arasında yaygın bir terim olan ‘’Kanın Düşük”terimi anemiyi tanımlar.

Aneminin Belirtileri

  • Çoğunlukla hiç belirti vermeyebilir,
  • Halsizlik,
  • Solukluk,
  • Çarpıntı,
  • Yiyecek dışındaki şeylere istek. Örneğin: toprak, buz, kireç taşı, nişasta gibi,
  • Ağız kenarında ve tırnaklarda çatlaklar,
  • Tırnaklarda biçimsizlik: kaşık biçimi almaları gibi,
  • Tahriş olmuş dil.

Birçok Sebep Kansızlık Yaratabilir

Örneğin: burun kanamaları, hemoroit, mide ya da barsak ülseri, polip, sindirim sistemi kanserleri gibi.

Çocuklarda kurşun zehirlenmesi sonucunda da demir eksikliği anemisi görülür. Vücutta ve kemik iliğindeki demir depolarının harcanması sonucu kansızlık yavaş yavaş da gelişebilir.

Kanda Demirin Eksilmesini Nasıl Gerçekleşebilir?

  • Doğurganlık çağında olan ve adet dönemi nedeniyle kan kaybı olan kadınlarda,
  • Demir ihtiyacı artmış gebe veya emziren kadınlarda,
  • Büyüme çağındaki çocuklar ve diyetinde yeterli oranda demir bulunmayan kişilerde,

Kan kaybına bağlı risk faktörü arasında peptik ülser, barsak kanseri, rahim kanseri, uzun dönem aspirin kullananlarda Demir hızla eksilebilir.

Tanı Nasıl Konur?

Doktorunuzun önereceği basit bir kan testi ile kolayca tanı konulabilir. Gerekirse serum demiri, serum demiri bağlama kapasitesi, transferin saturasyonu, serum ferritin düzeyi, dışkıda gizli kan ve periferik yayma ileri tetkik olarak yapılabilir.

Günlük Demir İhtiyacımız Nedir?

Günlük demir gereksinimi 1–3 mg. kadardır. Bunun % 5–10 bağırsaklarınızdan emilir. Günlük kayıp 1 mg dır. Ter, dışkı, idrar, dökülen hücreler ile kaybedilir. Gereksinim bebeklik, hamilelik, ağır hastalık ve emzirme dönemlerinde artar.

Demirden Zengin Besinler Nelerdir?

  • Kırmızı et, Karaciğer,
  • Deniz ürünleri (Balık),
  • Fındık,
  • Kuru meyveler (kayısı, üzüm),
  • Yeşil yapraklı sebzeler, brokoli,
  • Yumurta sarısı,
  • Demir ile zenginleştirilmiş Un, ekmek ve tahıllar.

Anemiler Nasıl Tedavi Edilir?

Çoğunlukla ağızdan ilaçla demir tedavisi yeterli olmaktadır. Tedaviye başladıktan iki ay sonra hemoglobin düzeyi normale dönecektir, ancak çoğunlukla kemik iliğinde olan demir depolarını doldurmak amacı ile tedaviye 6–12 ay daha devam edilmelidir.

Damar içerisine veya kas içerisine uygulanabilecek demir ilaçları da ağızdan alıma dayanamayan hastalarda kullanılabilir. Tedavi ile birlikte kan sayımı iki ay içerisinde normale dönecektir.

İlaç Kullanılırken Dikkat Edilecek Noktalar Nelerdir?

  • En iyi demir emilimi aç karnına olmasına rağmen pek çok insan buna katlanamaz ve gıda ile almak ister.
  • Süt ve sütlü mamuller demir emilimini engelleyeceğinden ilaç ile birlikte alınmamalıdır.
  • C vitamini demir emilimini artırırken hemoglobin üretiminde de önemli yer tutar.
  • Diyet ile alınacak miktar yeterli olmayacağından gebelik ve emzirme dönemi sırasında kadınların yeterli derecede demir almaları gerekir.
  • Demir ilaçlarının kabızlık yapıcı etkisi olduğundan demir alımı ile birlikte lifli gıdalar tüketilmeli ve bol su alınmalıdır.
  • Şayet kullanım esnasında midede ekşime veya bulantı hissederseniz doktorunuza haber veriniz; ilacınızın formunu değiştirilebilir.
  • Demir ilaçlarını kesinlikle çocukların ulaşamayacağı yerde saklanmalıdır.

Testosteron, erkeklerde bulunan ve bu özelliklerden sorumlu, doğal olarak oluşan hormondur ve anabolik steroidler vücutta aynı etkiye sahiptir. Anabolik steroidler kas oluşturmakla görevlidirler ve bu; birçok vücut geliştirenlerin, atletlerin ve diğer sporcuların eğitilirlerken bunları kullanmalarının temel nedenidir.

Anabolik steroidler genellikle anemi tedavilerinde ve uzun süreli yatarak dinlenme döneminden sonra gıdasızlıktan zayıflamış kasların iyileşmesine yardımcı olmak için kullanılır. Tablet olarak alınabilir fakat çoğunlukla sıvı olarak kasa doğrudan enjekte edilir. Genellikle 6- 8 hafta aralıklarla karışım halinde alınırlar.

Anabolik Steroidler Ne Yapar?

Genel görüşe göre; steroidlerin yüksek protein diyeti ve yoğun egzersizle birlikte alındığında vücudu ve kasları geliştirir. Kullanıcılar daha saldırgan daha rekabetçi olduklarını ve egzersiz yapabilmek için daha çok kapasitelerinin olduklarını söylerler. Bunlar, kullanıcıların yorucu egzersizden kurtulmalarını sağlar fakat saldırgan duygular tüketildikten 24 saat içinde hissedilebilir. Raporlara göre, düzenli kullanıcılar fiziksel şiddet kullanırlar ve cinsel anlamada da şiddete başvururlar.

Vücuda Etkileri Nelerdir?

Anabolik steroidlerin düzenli kullanımı karaciğerde probleme yol açabilir ve tansiyonu yükseltir. Erkekler için riskler şunlardır: sperm miktarında ve kalitesinde bazen de hijyende azalma, cinsel istek kaybı, ereksiyon problemleri, testislerde daralma, göğüslerin büyümesi ve akne. Kadınlar için ise riskler şunlardır: vücutta büyüme, surat üzerinde saçların çıkması, göğüslerde daralma, düşük yapma ya da ölü çocuk doğurma riski, adetle ilgili problemler ve sesin derinleşmesi.

Kullanıcılar, uyku düzensizliklerinden, depresyondan ve paranoyadan şikâyetçi olabilirler. Ve ilaç bağımlılık yapmamasına rağmen, steroidler almadan ilacın düzenli kullanımı davranışlarda zayıflık hissine neden olabilir. Eğer enjekte edilirse, mikroplu iğnelerden hastalıların bulaşması ve enfeksiyon kapma riski vardır.

Eğlenceli Aktiviteler

Birçoğumuz en sevdiğimiz filmi seyretmeye ya da en sevdiğimiz şarkıcının yeni kasetini dinlemeye zaman bulabiliyoruz. Fakat birçokları için egzersiz eğlenceli olarak algılanmamaktadır.

Aşağıda egzersiz yapmayı daha eğlenceli hale getireceğini düşündüğümüz bazı fikirlere yer verdik.

  • Yavaşta olsa arkadaşınızla beraber egzersiz yapın, böylelikle aynı zamanda birbirinizle konuşabilirsiniz de.
  • Müzikle beraber egzersiz yapın.
  • Kendinizi iyi ve rahat hissedeceğiniz giysilerle egzersiz yapın.
  • Egzersiz yapmak için güzel bir yer seçin, örneğin kumsal, park ya da nehir kenarı.
  • Çeşitli aktiviteler yapın ki; kolay sıkılmayın. Örneğin, genelde kapalı mekânda egzersiz yapıyorsanız, açık havada egzersiz yapmayı deneyin.
  • İçiniz deki çocuksu yanları bulmanıza yardım edecek şeyler yapın, örneğin uçurtma uçurma ya da kaykay kullanmak gibi.

Sağlıklı bir perspektif için önemli olan şey hareket etmenizdir, kalbinizin kan pompalama hızındaki hafif bir artış ve vücudunuzdaki kalorileri yakarak kaslarınızı güçlendirmektir. Bu nedenle yapmak zorunda olduğunuz değil, yapmak istediğiniz bir aktivite seçin; böylelikle yapmak için zaman bulma şansınız artacaktır.

Yaşamsal Öncelikler

Hepimizin hayatında “mutlaka yapılması gereken şeyler” formatında bir sürü önceliği vardır. Bu öncelikler; birisiyle ilgilenmek, okula/üniversiteye devam etmek, iş bulmak zorunda olmak ya da bir işte çalışmak şeklinde olabilir.

Bazen bunlar öncelikten daha fazla önem kazanıp, bütün zamanımızı alıp, bize dinlenmek ve kendimizi yenilemek için çok az bir zaman bırakabilirler. Bunlara rağmen, iyi bir şekilde hazırlanmış olan ve gelişen bir bilimsel teori göstermektedir ki, fiziksel aktivite dengeli ve sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez bir öğesidir.

Şöyle bir düşünmek gerekirse; fiziksel aktivite yapmamak başlı başına kalp hastalıkları için davetiyedir. Başka bir deyişle eğer egzersiz yapmazsanız, kalp krizinden ölme riskiniz artacaktır.

Fiziksel aktivite yapmak, zihinsel hastalıkların oluşmasını engelleme de çok büyük katkıya sahiptir. Aynı zamanda egzersiz depresyon ve endişe gibi durumlarla başa çıkmanızda da size yardımcıdır.

Şişmanlık tüm dünyada sürekli artmakta olan bir sorundur ve bu konudaki çözümün bir parçası da fiziksel aktivitedir. Eğer yeteri kadar egzersiz yapmazsanız ve çok fazla yerseniz, sağlığınız açısından çok tehlikeli bir biçimde fazla kilo alırsınız. Egzersiz aynı zamanda hipertansiyon, diyabet ve sırt ağrısı gibi tıbbi durumlarda da pozitif bir etkiye sahiptir.

Bu sağlık durumlarından yararlanmak için haftada en az 5 gün, günde en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmak önerilmektedir (örneğin tempolu yürüyüş). Bu zaman dilimi 7 günlük haftanın sadece %1.5ini kaplamaktadır ve bu küçük zaman dilimi sağlığınızın gelişmesinde hayati bir önem taşımaktadır.

Nasıl Zaman Bulacaksınız?

Birçoğumuz istediklerimizi yapmak için bir günde yeterli saat olmadığından yakınmaktayız ki bunların içine düzenli egzersiz yapmak da dâhil. Peki, bu gerçekten doğru mu? Daha fazla aktif olmak için ekstradan bulabileceğiniz birkaç dakika için bazı kolay yollara göz atalım.

Erken Kalkanlar

Günden daha fazla yararlanmanın en belirgin yolu erken kalkmaktır. Eğer normalde saatinizi sabahın 7.30una kuruyorsanız, 7ye kurun ve ekstradan sahip olacağınız yarım saatte de yürüyüşe çıkın ya da eğlenceli bulduğunuz diğer fiziksel aktivitelerden yapın.

Erken Kalkamayanlar

Eğer erken kalkamıyorsanız, geceleri yatmadan önceki boş zamanınızı değerlendirmeye bakın. 24 saat açık olan jimnastik salonlarını araştırabilirsiniz ya da televizyon izlerken veya müzik dinlerken üzerinde çalışabileceğiniz ekipmanlardan evinize alabilirsiniz.

Bunlarla beraber vücudunuza kulak vermekte önemlidir. Bizim doğal 24 saatlik biyolojik çemberimiz günün değişik zamanlarında yapılan değişik egzersizleri algılayacaktır.

Birçoğumuz sabah insanı olup olmadığını bilmektedir.

Eğer sabah erken kalkmak size zor geliyorsa, illa kalkıp egzersiz yapacağım diye kendinizi zorlayarak zevk almayacağınız şeyler yapmayın. Fiziksel aktivite için kendinizi en iyi hissettiğiniz zamanı seçmek önemlidir. Sizin için en iyi zamanı deneyerek bulun.

Çok yaygın bir cinsel hastalıktır. Oluşmasının sebebi Trichomonas vaginalis adlı parazittir. Hem kadında hem de erkekte hastalık yapabilir. Kadında vajina ve idrar yoluna yerleşir ve sıklıkla belirtili bir hastalık tablosuna yol açar. Erkekte ise idrar yolunun yanı sıra, prostat ve mesaneyi de enfekte edebilir. Kadınların yüzde 17′si hastadır ve beyaz akıntısı olan kadınlarda oran yüzde 23-49 arasında değişir. Trikomonas, çoğunlukla fark edilmediği erkeklerde, belsoğukluğu mikrobuna bağlı olmayan idrar yolu iltihaplarının yüzde 15′ ini oluşturur. Hastalığın belirtileri genellikle etkenle karşılaştıktan 4-20 gün sonra ortaya çıkar.

Trichomonas Vaginalis Paraziti

Hastalık etkeni olan Trichomonas vaginalis, yalnızca vejetatif biçimde bulunan kamçılı bir bir hücrelidir. Çok hareketlidir, boyu 10-30 mikron arasında değişir; badem biçimindedir, 3-5 ön ve 1 arka kamçısı vardır. Boşaltım ve üreme sistemlerinde yaşar. Uzunlamasına yalın bölünmeyle çoğalır. Kist biçimi yoktur.

Trikomonas Hastalığının Bulaşma Biçimi

Bulaşma yalnızca cinsel ilişkiyle olur. Kadınlarda çok ender olarak başka yolla (beden temizliği gereçleri) bulaşma görülebilir: Bakire kadınlardaki ve küçük kızlardaki dölyolu iltihapları.

Klinik Biçimler

Kadında

Trikomonas, kadınlarda değişik görünümler alabilir;

  • Tekrarlayan inatçı dölyolu iltihabıyla, grimsi, sulu, köpüklü, bazen de kanlı akıntıyla ve dölyolu kaşıntısıyla birlikte olan ivegen biçim. Dış üreme organları kırmızı ve çok duyarlıdır. Dölyolunun kıvrımları arasında kreme benzer beyaz salgılar vardır. Muayenede dölyatağı boynu iltihabı görülür. Daha ender olarak idrar torbası iltihabı gözlenir.
  • Özel bir niteliği olmayan akıntıyla birlikte asivegen biçim.
  • Adet dönemi dışındaki kanamalar karşısında aranacak olan gizli biçim (daha ender olarak üst idrar yolları ve dölyatağı boruları da hastalıktan etkilenir).

Tedavi edilmezse, evrim süreğenleşmeye doğrudur.

Erkekte

Çok sayıda olan sağlam taşıyıcılar, hastalığı bulaştırabilirler. Erkekte hastalık şunlara yol açabilir;

  • Ağrılı işeme, süt gibi az yoğun akıntı ve bazen sünnet derisi ödemiyle birlikte olan ivegen sidik yolu iltihabı.
  • Çoğunlukla, tedavi edilmezse devam eden bir sabah akıntısıyla birlikte olan asivegen idrar yolu iltihabı.

Trikomonas Hastalığının Teşhisi

Trikomonas’ ın saptanmasına dayanır.

Kadında akıntının incelenmesiyle dolaysız olarak, erkekte prostat masajından sonra elde edilen sidik yolu akıntısının boyalı yaymayla ye özel ortamlarda üretilmesiyle teşhis konur. İncelemede her zaman, birlikte bulunabilecek mikroplar da aranır.

Trikomonas Hastalığının Tedavisi

Boşaltım ve üreme sistemleri Trikomonası, iyicil bir hastalıktır ve bütün cinsel hastalıklar için alınması gereken önlemlerle birlikte uygulanan özel tedaviden yararlanır

  • Kadında, dölyoluna yerleştirilen metronidazol fitilleri kullanılır.
  • Tedavi, her iki eşe birlikte uygulanmalıdır.

Andropoz Dönemindeki Bireyler Nasıl Beslenmelidir?

Hayvansal besinlerle, özellikle de kırmızı etle beslenme, prostat ve kalp – damar hastalıklarının görülmesini artırmaktadır. O halde, andropozdan kaçınabilmek için özellikle kırmızı etten ve hayvansal yağdan uzak bir beslenme modeli önerilmektedir. Ancak, protein önemli olduğu için kırmızı etin yerine geçebilecek proteini almak gerekir. Soyanın prostat kanserini önleyici etkisi kanıtlandığı için soya ve yan ürünleri tavsiye edilmektedir. Kurubaklagiller ve işlenmemiş (tam) tahıllardan zengin beslenme tarzı, bu dönemde çok daha fazla önem kazanmaktadır. Ayrıca esmer ekmek, sebze, zeytinyağı tavsiye edilmektedir.

Bu dönemde Nasıl Egzersiz Yapılmalıdır?

Haftanın beş günü 30′ar dakika hafif egzersiz önerilmektedir. Yüzme, yürüme, bisiklet gibi kardiyovasküler tarzda sporlar, ruh ve beden birliğini sağlamaktadır. Bu dönemde kemik yoğunluğu azalmaktadır. Önlemek için hafif de olsa ağırlık çalışmaları tavsiye edilmektedir.

Bu Dönemde Antioksidan ve Vitamin Takviyesi Nasıl Olmalıdır?

Antioksidan ve vitamin takviyesi prostat hastalıkları için önemlidir. Selenyum ve C vitamini tavsiye edilmektedir. Bunun yanında kalsiyum kullanımı önerilmektedir. Her ne kadar sebze ve meyve ile düzenli beslenen biri vitaminlerini tam olarak alsa da, bu dönemde vücudun bazı vitaminleri dışardan ek olarak almasında yarar vardır. B kompleks vitaminlerinin sinir sistemi üzerinde de etkisi vardır. Andropoz dönemindeki erkekler için yararlı olabilir. Bunun dışında E vitamini konusu tartışmalı. Bu nedenle çok önerilmemekte. Bazen prostat kanseri olanlarda verilmektedir.

Erkeklerin bu süreçteki beslenme programları düzenlenirken, oluşabilecek şişmanlığı, birtakım hastalıkları ve osteoporozu önleyici önerilerin yer alması gereklidir. Bu öneriler şu şekilde sıralanabilir:

1. Ana öğünlerde besin çeşitliliğine önem vermek gerekir (süt ve süt ürünleri, et ve türevleri, ekmek – tahıl grubu besinler, sebze – meyveler).

2. Süt ve süt ürünlerinden günde 3 – 4 porsiyon tüketilmelidir. Bir porsiyon süt grubu; 1 su bardağı süt veya yoğurdu tanımlamaktadır. Ya da 2 kibrit kutusu kadar peyniri ifade etmektedir. Bu gruptaki besinlerin yarım yağlı veya yağsız (light) olarak tüketilmesi çok daha sağlıklı olmaktadır.

3. Bitkisel sıvı yağların kullanılması son derece önemlidir. Özellikle soya yağı ve zeytinyağı birlikte düşünülebilir. Kanola yağı, fındık yağı veya bitkisel karışım yağlar da tercih edilebilir.

4. Çiğ sebzelerde, yağlı tohumlarda (fındık, yerfıstığı, badem ve cevizde), soya ve ürünlerinde bulunan, kronik hastalıklardan koruyucu etkileri olduğu düşünülen fitokimyasalların beslenmede yer alması uygun görülmektedir.

5. Osteoporoz ve kalp – damar hastalıklarından koruyucu etkilerinden ötürü omega – 3 adı verilen yağ asitlerinden zengin besinlerin de diyette yer almasına özen gösterilmelidir. Bu nedenle haftada 2 – 3 kere balık tüketimi, koyu yeşil yapraklı sebzelere diyette sıklıkla yer verilmesi, yağlı tohumların (fındık, yerfıstığı, badem ve ceviz) ölçülü olarak – günde 1 avuç – tüketilmesi önerilmektedir.

6. Şeker ve şekerli besinlerden olabildiğince kaçınılmalı, besinlerin kendi yapısındaki kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.

7. Posalı yani lifli besinlerin tüketimi mutlaka artırılmalıdır. Kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, kuru bakla, kuru börülce, soya fasulyesi), kepekli tahıllar (esmer ekmek, bulgur ve kepekli pirinç / makarna / erişte / un), sebze ve meyveler posa içermektedir. İyi bir şekilde yıkandıktan sonra, soyulmadan yenilebilen sebze ve meyvelerin kabukları ile tüketilmesinde yarar vardır.

8. Yemekler ve ekmeklerdeki tuz yeterlidir. Sofraya tuzluk getirilmemeli, yemeğin tadına bakmadan tuz eklenmemelidir.

9. Alkolden kaçınılmalıdır. Bazı vitamin ve minerallerin emilimini olumsuz yönde etkilemekle birlikte kemik oluşum hücrelerini harap eder ve kalsiyum emilimini bozar. Ayrıca gerek kendisi gerekse yanında yenilen mezeler şişmanlık için zemin hazırlar.

10. Sigara içilmemelidir. Kalp – damar hastalıkları ve birçok sağlık sorunu riskini artıracağı gibi, D vitamininin aktif şekline dönüşümünü azaltır. Aynı zamanda vücudun C vitaminine olan ihtiyacını da artırır.

11. Günde 14 bardak su içilmelidir. Çay, kahve, kola gibi içecekler diüretik oldukları ve kafein içerdikleri için pek fazla tercih edilmemeleri gerekmektedir.

12. Egzersiz için mutlaka zaman ayrılmalıdır.

13. Günde 20 dakika kadar direkt olarak güneş ışığından yararlanmak gerekir.

Spot

Yeni geliştirilmiş IREX İnteraktif sistem ile fizik tedaviler daha eğlenceli hale getirildi.

IREX İnteraktif sistemi, sinema sisteminden yararlanılarak hastalara daha yenilikçi, görsel ve eğlenceli bir rehabilitasyon programı sunmak için tasarlanmıştır.

Yeni geliştirilmiş olan bu sistem, Türkiye’de ilk defa Memorial Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünde uygulanmaya başlanmıştır.

Tedavi Süresinde Motivasyonun Düşmemesi İçin

Fizik tedavide özellikle rehabilitasyon, uzun süreli ve hastalar için zor bir süreçtir. Bununla birlikte sıkıcı ve motivasyon bozucudur. Rehabilitasyon gören hastalar arasında çocukların da olduğunu göz önünde bulundurulursa, tedavi süresince hasta, motivasyon ve odaklama zorluğu yaşayabilir. Bu da rehabilitasyonun yavaş ilerlemesine neden olur.

Irex İnteraktif Ssistemlerinde rehabilitasyon programı, hastaların rahatsızlıkları ve yaş grupları göz önünde bulundurularak hazırlanır. Kişi profiline uygun görseller ve eğlenceli aktiviteler seçilir Örneğin; kollar çalıştırılmak isteniyorsa voleybol, bacak egzersizleri yapılması gerekiyorsa bazı danslar, gövde egzersizleri gerekiyorsa hindistan cevizi toplama gibi oyunlar oynanır.

Bateri Çalıp, Snowboard’a Binin

Bunların dışında kondisyon için dalma ya da bateri çalma, denge koordinasyonu için snowboard IREX İnteraktif sisteminde mevcuttur. Bu tarz eğlenceli oyunlar oynayarak egzersiz yapmak, hastayı görsel olarak motive eder.

Bu programın hasta üzerinde motivasyon ve Biofeedback (geri bildirim) etkisi büyüktür. Programın zorluk düzeyi arttıkça ve hasta yapabildiğini algıladıkça, katılımı artar ve hastanın morali düzelir.

Sanal Fizyoterapist

Ayrıca bu programın bir başka özelliği de sanal fizyoterapist uygulamasıdır. IREX İnteraktif sisteminde bulunan sanal fizyoterapist, hastanın yapması gereken egzersizleri ekran başında adım adım göstererek bir sonraki egzersiz fazı için hazırlar.

Migren Nedir?

Yorum yok

Migren, nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin çeşitli şekillerde eşlik ettiği primer epizodik (bölüm) bir baş ağrısı bozukluğudur. Nörolojik muayeneler, görüntüleme ve laboratuar incelemeleri genellikle normaldir ve bunlar daha korkutucu diğer klinik hastalıkların nedenlerinin dışlanmasında yarar sağlar.

A) Migren Atağının Tanımı

Migren atağı, baş ağrısından saatler veya günler öncesinde ortaya çıkan prodrom evresi, baş ağrısının hemen öncesinde oluşan aura evresi, baş ağrısı evresi, baş ağrısının düzelme evresi şeklinde dört bölüme ayrılabilir. Migren tanısı için zorunlu olarak bulunması gereken bir evre bulunmamaktadır.

1) Öncü Fenomenler (Prodrom) Evresi:

Baş ağrısından önceki saatler veya günler içerisinde öncü fenomenler görülür. Hastalar çoğunlukla duygu durumlarında ya da davranışlarında aniden ortaya çıkan psikolojik, nöroloji, otonomik veya bünyesel özellikler gösteren tipik değişikliklerden yakınırlar. Bazı hastalar ise baş ağrısının geleceğini hissedebilir, ancak bunu tam olarak tanımlayamazlar. Bu belirtiler hastadan hastaya çeşitlilik gösterir ancak spesifik bir hastada oldukça tutarlıdır. Depresyon, kognitif işlev bozukluğu ve bazı yiyeceklere istek hali gibi belirtiler görülür. En sık görünen öncü belirtiler yorgunluk-bitkinlik hissi, konsantrasyon güçlüğü, ense sertliğidir.

2) Aura Evresi:

Migren aurası, migren atağının öncesinde, atakla beraber veya ender olarak atak sonrasında görülen fokal nörolojik belirtilerin karışımıdır. Bu belirtiler genellikle 5 ila 20 dakika içinde gelişir ve çoğunlukla 60 dakikadan kısa sürer. Baş ağrısı sıklıkla auranın bitiminden sonraki 60 dakika içinde ortaya çıksa da bazı durumlarda birkaç saat gecikebilir ya da hiç ortaya çıkmaz.

Hastaların büyük bir kısmı aura ile baş ağrısı arasındaki sürede kendilerini normal hissetmez. Korku, bedensel yakınmalar, duygu durum değişiklikleri, konuşma ve düşünce bozuklukları veya çevreden soyutlanma hissi görülebilir. Auralar arka arkaya oluşabilir ve sıklığı birkaç saatte birden bir saat içinde birkaç sefere kadar değişiklik gösterebilir. Bunlara migren aura statüsü denmektedir.

Oluşan görsel bozukluklar arasında görme alanında kör noktalar, basit ışık çakmaları, noktalanmalar ya da geometrik şekiller sayılabilir. Bunlar aynı zamanda görme alanı boyunca hareket edebildiği gibi görme alanında titreşimler veya dalgalanmalar da olabilir. Belirtilen görsel bozukluklar baş ağrısı ile birlikte görülür. Kör noktalar bazen her iki görme alanında da aynı anda görülebilse de ancak ender bir durumdur. Bunlar dışında görsel şekil bozulmaları ve halüsinasyon da görülebilir.

Görme dışı bozukluklar arasında vücut kısımlarını algılamada ve kullanmada bozukluklar, konuşma ve dil bozuklukları, karmaşık rüya veya kâbus hali, trans ya da deliryum hali gibi durumlar yer alabilir. En sık görülen ikinci aura şekli olan uyuşmalarda uyuşukluk elde başlar, kola yayılır ve ardından yüze geçerek dudaklar ve dili etkiler; ender olarak bacaklara da etki eder. Migren hastalarının yarısında uyuşmalar iki yanlı başlar veya sonradan iki taraflı hale gelir. İşitsel auralar nadiren tek başına görülür, daha çok görsel bir aurayı takiben ortaya çıkar.

3) Baş Ağrısı Evresi:

Migrende tipik baş ağrısı tek taraflı, zonklayıcı, orta-ağır şiddette olup fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Migren tanısı koymak için bunların hepsi birlikte gerekmez. Ağrı, başlangıcından itibaren iki taraflı olabilir ya da tek taraflı başladıktan sonra diğer tarafa yayılabilir. Ağrı gündüz veya gece her zaman ortaya çıkabilse de en sık olarak sabah 05.00 ile öğlen 12.00 arasında başlar. Başlangıçtan sonraki 2 – 12 saat içinde maksimum şiddete ulaşarak atağa dönüşür, bundan sonra da yavaşça azalarak geçer. Tedavi edilmemiş bir migren atağının ortalama süresi 24 saattir. Erişkinlerde 4 – 72 saat arasında, çocuklarda ise 1 – 48 saat arasında değişkenlik gösterebilir.

Baş ağrısının şiddeti büyük farklılıklar gösterse de ortalama olarak 0 ila 10 arası şiddet değerlendirmesinde 7 – 8 arasındadır. Çoğunlukla hastalarca zonklayıcı şekilde görülür ancak bu, başka baş ağrısı tiplerinde de görülebilir. Fiziksel aktivite veya başın basit hareketleriyle bile şiddetlenir.

Migren ağrısı her zaman başkaca özelliklerle birlikte bulunur. Anoreksi sıkça görünse de bazı yiyeceklere (örn: çikolata) istek hali de olabilir. Hastaların tamamına yakınında (%90 gibi) bulantı olur, buna karşılık bunların 1/3′ünde kusma meydana gelir. Yine hastaların çoğunda fotofobi (ışıktan korkma), fonofobi (sese karşı hassasiyet), osmofobi (kokulardan rahatsızlık) gibi, duyularda belirgin duyarlılaşma ortaya çıkar, hasta karanlık ve sessiz bir oda arar.

4) Düzelme Evresi:

Ağrı giderek azalır ve kaybolur. Hasta kendini yorgun huzursuz ve kayıtsız hissedebilir, konsantrasyon azalması, kafa derisinde hassasiyet, duygu durum değişiklikleri görülebilir. Buna karşın, bazı hastalar ise kendini aşırı derecede iyi ve yenilenmiş hissedebilir; bazıları ise depresif ve hasta gibi hissedebilir.

B) Migren Sendromları

1) Aurasız Migren (Basit Migren):

Beyinde yaygın veya tek taraflı zonklayıcı baş rahatsızlığı ile karakterize, aralıklı bir sendromdur. Bu tanıyı koyabilmek için her biri 4 – 72 saat süren, dört ağrı özelliğinden en az ikisini ve ilişkili özelliklerden en az birini gösteren 5 atak gereklidir. Bu dört ağrı özelliği; tek taraflılık, zonklayıcı nitelik, orta-ağır şiddet ve rutin fizik i aktivite ile artma sayılabilir. Ataklara bulantı, kusma, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (gürültüden rahatsız olma) ve/veya iştahsızlık eşlik edebilir. Aralıklarla yineleyici atakların da bildirilmiş olması gerekir. Bütün bu belirtilere rağmen yine de migrenin diğer nedenleri dışlanmalıdır.

Migren 3 günden daha uzun sürerse migren statüsü terimi kullanılır. Bazen hastayı sabaha karşı uyandırabilmekte ise de günün veya gecenin herhangi bir saatinde başlayabilir. Atakların sıklığı çeşitlilik gösterir; hayatta birkaç kez olabilirken haftada birkaç kez de olabilir. Ortalama bir migren hastası ayda bir veya iki kez baş ağrısı çekebilir. En az beş atağın aranmasının nedeni beyin tümörleri, sinüzit ve glokom ve birçok organik hastalığın migreni taklit eden baş ağrılarına neden olabilmesidir.

2) Auralı Migren (Klasik Migren):

Tamamen düzelen bir veya daha fazla nörolojik belirti, auranın 4 dakikadan uzun sürede gelişmesi, auranın 60 dakikadan kısa sürmesi ve auranın ardından baş ağrısının başlamasına kadar geçen sürenin 60 dakikadan kısa sürmesi gibi sayılabilecek dört özellikten en az üçünün ve en az iki atağın olması gereklidir. Auralı migreni olan hastaların çoğunda aurasız migren atakları da görülebilir. Sıklıkla görme yarı alanı içinde geometrik biçimde olan renklerin, canlı görsel ışık dizileri şeklinde aura ile ortaya çıkmasıdır. Zonklayıcı baş ağrısı genellikle görsel bulguların karşı tarafındadır ve hastada bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi ve iştahsızlık olabilir. Aura’lı migren görme alanı bozuklukları ve hemisensoriyel kayıp gibi geçici nörolojik bozukluklarla birlikte olur. Aura tipik ve hep aynı özellikleri gösteriyorsa, arkasından gelen baş ağrısı migrenöz özellikleri göstermese de auralı migren tanısı konabilir. Migren aurası, küme baş ağrısı gibi diğer baş ağrıları tipleriyle birlikte de görülebilir.

3) Migrenin Değişik Tipleri:

  • Baziler Tip Migren,
  • Konfüzyonel Migren,
  • Oftalmoplejik Migren,
  • Hemiplejik Migren,
  • Ailesel Hemiplejik Migren,
  • Serebral Otozomal Dominant Arteriyopati ile Subkortikal İnfarktlar ve Lökoensefalopati,
  • Ak Madde Bozuklukları,
  • Baş Ağrısız Aura.

C) Tedavi

Etkin migren tedavisi öncelikle doğru tanı konması, bunun hastaya açıklanması ve hastanın herhangi bir rastlantısal başka bir hastalığı olması durumunda buna ilişkili bir tedavi planı oluşturulması ile başlar. En rahatsız edici belirtilere en uygun müdahale şeklinin bulunması amaçlanır. Birlikte buluna hastalıklar bazen tedavi avantajı sağlarken bazen de migren tedavisinde kısıtlamalara neden olur. Migren ile birlikte en sık görünenleri inme, epilepsi, depresyon, mani, kaygı ve panik gibi psikolojik bozukluklar yer almaktadır.

Belirtiler de göz önünde bulunmalıdır çünkü tedaviden önce tanıdan mutlaka emin olunmalıdır. Belirli bir migren ilacı, migren taklidi olan bir hastada yararsız olacaktır, hatta tehlikeli de olabilir.

Farmakolojik tedaviler dışındaki tedavi yaklaşmaları arasında gevşeme, “biofeedback” ve düzenli bir yaşam sürme, yeterli uyku alma, egzersiz yapma ve sigara (ve dumanı) gibi tütünlü maddeleri bırakma/uzak durma gibi girişimler yer alır. Bunlar önemli olsa da asıl tedavi ilaçlardan oluşur. Seçilecek ilaç, baş ağrısı ataklarının şiddeti ve sıklığına, ilişkili belirtilerin durumuna, diğer hastalıklarının varlığına ve daha önceki tedavilere cevap şekline göre belirlenir. Baş ağrısının şiddetlenmesini önleyebilmek ve tedavinin etkinliğini artırabilmek için baş ağrısının mümkün olduğunca erken tedavisi gereklidir. 

1) Akut Tedavi:

Tedavi, atağa göre ve atağı yaşayan kişiye göre biçimlendirilmelidir. Önceki tedavi geçmişi öğrenilmeli ve başarılı/başarısız durumlar sorgulanmalıdır. Akut tedavi, baş ağrısı başladıktan sonra bunu geri çevirmeyi veya baş ağrısının ilerlemesini durdurmayı amaçlar. Değişik şekillerde akut tedavi vardır. Seçilecek ilaç, baş ağrısı ataklarının şiddeti ve sıklığına, ilişkili belirtilerin durumuna, diğer hastalıklarının varlığına ve daha önceki tedavilere cevap şekline göre belirlenir. Aşırı ilaç kullanımının veya böyle bir tehlikenin varlığı değerlendirilmelidir. Akut baş ağrısı ilaçlarının aşırı kullanılması genellikle tedavinin başarısızlığına neden olabilir. Yan etkiler de göz önünde bulundurularak ağrı şekline göre en faydalı olabilecek ilaçlarla tedavi edilmelidir.

Tedavi kişiye özel olmalıdır. Hafif-orta seviyede baş ağrıları olan hastalarda analjezikler, nonsteroid antiinflamatuar (NSAID) veya kafeinle birlikte bir bileşik faydalı olabilir. Analjezik tedavisi yetersiz olursa yedek tedavi olarak bir triptan önerilir. Hastaların geneli oral triptanları tercih eder. Eğer hızlı bir cevap alınması gerekliyse veya bulantı-kusma barizse oral dışı bir yol tercih edilir.

a) Basit ve Kombinasyon Şeklinde Analjezikler ve NSAID’ler:

Hafif-orta şiddetli baş ağrıları olan hastalara basit analjezikler önerilir. Pek çok kişinin bağ ağrısı tek başına veya kafein ile kombine aspirin veya asetaminofen (parasetamol) gibi basit bir analjezikle rahatlayabilir. NSAID’ler bütün dünyada en fazla reçete edilen ilaçlar arasında yer alırken bunların kullanımı gastrik yan etkileri nedeni ile sınırlanmaktadır. NSAID’lerin yan etkileri arasında gastrointestinal rahatsızlık, petik ülser ve kanama, karın ağrısı, kabızlık, diyare, bulantı, ender olarak paradoksik baş ağrısı, başta bozluk hissi, uykuya eğilim, kulak çınlaması ve sıvı tutulması belirtilebilir.

b) Barbiturat Hipnotikler:

Butalbital içerikli ilaçların etkinliğine dair herhangi bir randomize çalışma yoktur. Bu ilaçların kullanımı daha belirgin veya daha az sorun yaratabilecek bir ilacın kullanılmadığı ya da etkisiz olduğu durumlarla sınırlı tutulmalıdır. Diğer migren ilaçlarının etkisiz kaldığı durumlarda bu ilaçlar oldukça etkin olabilen yedek ilaçlardır.

c) Ergotamin ve Dihidroergotamin (DHE):

Zaman zaman analjeziklerin yeterli fayda sağlamadığı hallerde veya ciddi derecede yan etkiler söz konusu olduğunda ya da maliyet sorunu ortaya çıktığında, orta-ağır şiddetli migren ataklarının tedavisinde ergotamin kullanılır. Tedavide ergotaminin etkinliğini destekleyen veriler pek tutarlı değildir. DHE’nin ergotamine oranla daha az yan etkisi vardır. Elimizdeki en iyi kanıt DHE’nin nazal şekli için mevcuttur. DHE hastaların çoğunda faydalı olduğundan baş ağrılarının tekrarlama oranı düşüktür. Bununla beraber, bulantıya veya tepki baş ağrılarına yol açma oranı ergotamine göre daha düşüktür.

Gebe kalmak isteyen kadınlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar, spsisteki, böbrek ve karaciğer yetersizliği bulunanlar ve koroner, serebral veya periferik damar hastalığı bulunanlarda ergotamin veya DHE kullanımından kaçınılmalıdır.

d) Triptanlar:

Migren baş ağrılarının tedavisinde hem güvenli hem de etkindir. İlk seçenek olarak uygun ilaçlardır. Orta- şiddetli migren atağı geçiren hastalarda uygulanabilir. Analjezikler yeterince denenmiş ve uygun cevap alınamamışsa triptanlar ile tedavi başlanması mümkün olabilir.

e) Opioidler:

Epioid dışındaki ilaçlar baş ağrısında yeterli rahatlama sağlamıyorsa bunlar kullanılabilir.

2) Önleyici (Profilaktik) Tedavi:

Baş ağrısı var olsun veya olmasın atak sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmak için önleyici (profilaktik) tedaviler uygulanır. Atağın öncesinde verilebileceği gibi kısa veya uzun vadeli de verilebilir. Varlığı bilinen bir tetikleyici olduğunda veya baş ağrısının öncü bir belirtisinin varlığı durumlarında da verilebilir.

Kısa süreli önleyici tedavi hastanın tetikleyici etken ile karşılaşması durumunda verilebilir. Baş ağrısı tehlikesi oluşturacak olaydan birkaç gün öncesinde (örn: belirli tarihteki etkinlik) tedaviyi uygulaması gerekir. Uzun vadeli önleyici tedavide ise baş ağrısının sıklığını azaltmak için günlük olarak uygulama yapılır ve çoğunlukla aylarca devam ettirilir. Hamilelik sırasında tedavinin risklerini aşan bir yarar beklenmiyorsa uzun vadeli önleyici tedaviden kaçınmak gerekir.

Önleyici tedavilere düşük dozla başlanır ve tedavi edici etkiler veya yan etkiler oluşana dek veya ilacın maksimum dozuna ulaşılana kadar yavaşça doz artırımına gidilmelidir. Tedavinin tam olarak denenmesi iki ile altı ay arasında sürebilir. Tedavinin etkileri genellikle tedaviye başlama tarihinden itibaren dört hafta sonra fark edilir. Kimi hastalarda tedaviye başlandıktan bir ile iki hafta sonra tedavinin bırakılması durumuna denk gelinmektedir. Önleyici tedaviden optimum fayda sağlayabilmek için hastanın analjezikleri veya ergot türevi ilaçları aşırı kullanmıyor olması gerekir.

Migren ağrıları tedavi dışı, zamanla düzelebilir. Hastaların bir kısmında ilacın kesilmesinden sonra rahatlama yaşanabilir ya da eski doza gereksinim göstermeme durumu olabilir.

3) İlaçlar:

  • Beta Blokerler,
  • Antidepresanlar,
  • Kalsiyum Kanal Blokerleri,
  • Antiepileptik İlaçlar,
  • Serotinin Antagonistleri,
  • Pizotifen,
  • Doğal Ürünler,
  • Riboflavin.

Tedavi Önceliklerinin Belirlenmesi: Tedavinin hedefi, baş ağrısının ve buna ilişkin diğer belirtilerin giderilmesi ya da önlenmesi ve hastanın mümkün olduğunca normal işlevlerine geri döndürülmesidir. Bir ilacın seçilmesi onun etkinliği, hastanın tercihi ve baş ağrısı tipin, ilacın yan etkileri ve birlikte bulunan diğer hastalıkların varlığı birlikte değerlendirilerek mümkün olur. En iyi fayda-tehlike oranına sahip olan ilaç tercih edilmelidir. Tedaviye dirençli baş ağrısı durumlarında ilaç birliktelikleri yapılabilir. Bazı ilaçlar birlikte kullanılabilirken bazıları dikkat edilerek kullanılmalı, bazıları ise ağır olumsuz etkileri nedeniyle birlikte kullanılmamalıdır. Hastalara profilaktik tedavi uygulandığı hallerde bazen akut tedavi de, diğer tipteki baş ağrıları için beraberinde uygulanabilir.

D) Migren Statüsü

Baş ağrısı evresi (tedavi edilsin ya da edilmesin) 72 saatten uzun süren migren ataklarına migren statüsü denir. Şiddetli ve sürekli baş ağrısı ve buna sıkça eşlik eden bulantı ve/veya kusma görülür. Migren statüsü akut bir nörolojik bozukluğa ikincil olarak da ortaya çıkabilir. Tedaviye başlanmadan önce baş ağrısının ciddi organik nedenlerinin dışlanması gereklidir.

Hpv Nedir?

Yorum yok

(human papillomavirus) enfeksiyonları kadın ve erkekte çok sık olarak görülür. Virüsün 100 den fazla tipi tespit edilmiştir. Bu virüsün bazı tipleri cinsel ilişki yoluyla kişiden kişiye bulaşır. Bir kaç tip ise kanser oluşumu ile ilişkilidir.

HPV Nedir?

HPV infeksiyonu çok sık görülen ve kişiden kişiye bulaşabilen bir hastalıktır. Bazı HPV türleri seksüel ilişki ile kişiden kişiye bulaşmaktadır. Yapılan çalışmaların gösterdiğine göre cinsel yönden aktif olan her dört kişiden üçü hayatlarının bir döneminde genital HPV enfeksiyonu geçirmektedirler. Seksüel olarak bulaşabilen HPV vajinal, anal veya oral seksle bulaşabilir.

Bazı HPV enfeksiyonları cinsel ilişki ile kişiden kişiye bulaşabilir. Enfeksiyon riskini azaltmak için seksüel partner sayısını azaltmanız ve kondom kullanmanız tavsiye olunur.

Yaklaşık 40 HPV tipi kadın ve erkeğin genital bölgesinde hastalık yapabilmektedir. Çoğu HPV enfeksiyonunda herhangi bir belirti görülmez. Bir kaç HPV tipi siğil oluşumuna neden olur. Genital bölgede gelişen bu siğillere condyloma acuminata adı verilir. Bu siğiller vajenin içinde ve dışında, anüs civarında, vulvada, rahim ağzında görülebilir. Siğillerin yerleşim yerine göre ilaçla veya cerrahi ile bu siğiller tedavi edilebilir.

HPV ve Kanser Riski

Bazı HPV tipleri rahim ağzı kanserine neden olmaktadır. HPV anüs, vulva, vajina ve penis kanserlerine de neden olabilmektedir. Genital siğiller genellikle kansere neden olmamaktadır.

Rahim ağzı kanseri uzun bir sürecin sonunda gelişmektedir. HPV ilk olarak rahim ağzındaki hücrelerin anormal bir karakter kazanmasına neden olmaktadır. Bazı durumlarda bu anormal hücreler kanser öncesi (prekanser) karakter kazanırlar ( bu hücreler de düşük bir ihtimalle kansere dönüşürler) . Çoğu kez bu anormal hücreler hiç bir tedavi uygulanmadan kaybolup giderler. PAP test (smear, sürüntü) rahim ağzı kanserinin bu öncü hücrelerini tespit etmek için uygulanacak en iyi incelemedir.

Bazı HPV tipleri rahim ağzı kanserine neden olabilmekteyse de, HPV enfeksiyonu olan kadınların çok azında bu kanser gelişmektedir. Eğer risk altında olduğunuzu düşünüyorsanız doktorunuzla görüşünüz.

Testler

PAP testi ile rahim ağzındaki hücrelerde kanserin öncü değişiklikleri saptanabilir. Bu testin yapılabilmesi için rahim ağzından bir fırça ile akıntı alınır ve laboratuara yollanır.

Rahim Ağzı Kanseri İçin Risk Faktörleri;

  • HPV enfeksiyonu,
  • Daha öncesinde rahim ağzı kanseri tedavisi,
  • HIV enfeksiyonu,
  • Zayıflamış bağışıklık sistemi ( örneğin böbrek transplantasyonu nedeni ile),
  • Doğum öncesi dietilstilbesterol adlı ilaca maruz kalmış olmak.

Kadınlar cinsel yönden aktif olduktan sonraki ilk üç yıl içerisinde PAP testini yaptırmaya başlamalıdır. Bu test 30 yaşına kadar her yıl tekrarlanmalıdır. 30 yaş ve üzerindeki kadınlar daha önce 2 veya 3 normal test sonucu olanlar daha sonra 2-3 yıl aralıklarla test yaptırabilirler. 30 yaş üstü kadınlara PAP testi ile beraber HPV incelemesi yapılabilir. Eğer bu iki testte normal çıkar ise 3 yıl boyunca test yapılmayabilir.

PAP testinin normal çıkmaması durumunda doktorunuz ilave incelemeler isteyecektir. Bu incelemeler PAP testinin tekrar yapılması, HPV testi, kolposkopi veya biyopsi olabilir.

Önleme

HPV enfeksiyonunun tedavisi yoktur, dolayısı ile önlemeye yönelik tedbirlerin alınması mantıklıdır. Bazı HPV tipleri için günümüzde aşı şansı vardır. Aşı dışında;

  • Cinsel partner sayısını sınırlayın. Partner sayısı arttıkça hastalık riskiniz artacaktır.
  • Kondom kullanmak riskinizi azaltacaktır. Kondom kullanarak cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklardan da korunabilirsiniz.

HPV Aşısı

Rahim ağzı kanserine sıklıkla neden olan iki tip ve siğil yapan iki tip virüse karşı aşılanmak artık mümkündür. Aşı kadının bağışıklık sistemini bu virüslere karşı uyarmaktadır.

Aşı 6 aylık bir periyot içerisinde üç doz şeklinde uygulanmaktadır. Aşının 9 yaşından itibaren uygulanması mümkündür. Mümkünse aşı cinsel yönden aktif olunmadan önce yapılmalıdır. Fakat cinsel yönden aktif olan ve hatta HPV ile enfekte olmuş kadınların da aşılanması önerilmektedir. Çünkü kadın belli bir tip HPV ile enfekte olmuş olsa da, aşı diğer tip HPV den korunma sağlayacaktır. Gebe kadınlara aşı önerilmemektedir fakat emzirme dönemindeki kadınlar aşı yaptırabilir.

Aşıdan önce herhangi bir test yaptırmanıza gerek yoktur. Aşı tüm HPV enfeksiyonlarına karşı koruyucu olmadığı için düzenli olarak PAP smear yaptırmaya devam etmeniz gerekir. Aşı mevcut HPV enfeksiyonlarını tedavi etmediği gibi tüm rahim ağzı kanserleri ve genital siğilleri de önlemez.

Kondom kullanımı da HPV enfeksiyonuna karşı mutlak koruma sağlamaz. Kondomun kapatmadığı sahalardan bulaşma mümkündür.

Netice Olarak

Bazı HPV enfeksiyonları cinsel yolla kişiden kişiye geçebilir. Enfeksiyon riskini azaltmak için seksüel partner sayısını azaltmalı ve kondom kullanmalısınız. 26 yaş altında iseniz HPV enfeksiyonlarından korunmak için aşı yaptırmalısınız. Aşıdan sonra da PAP testlerini doktorunuzun önerdiği aralıklarla yaptırmaya devam etmelisiniz.

Her Beyin Tümörü Öldürücü Değildir

Tümör, insan vücudunda olmaması gereken yerde oluşan bir doku ya da herhangi bir dokunun olması gereken yerde kontrolsüz büyümesidir. Bu bakışla insan vücudunda aslında çok korkmadığımız bir yağ bezesi de tümör kavramı içindedir. Sonuç olarak her tümör öldürücü değildir. Sadece beyin dokusunun bir istisnası vardır. Beyin kafatası içinde kapalı bir odada yer aldığından iyi huylu tümörler de, baskı sonucu öldürücü olabilirler. Bu sebeple beyin tümörü demek ölüm demek değildir; ancak doğru müdahale ve doğru zamanla.

Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre belirtiler verirler. Ancak kafa içinde yer kaplayan lezyonlar bütün vakalarda olduğu gibi öncelikle kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtileri gösterirler. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkanı olmayan kafatası içerisinde normal beyin üzerine baskı yapmaya başlar. Beyin baskı altında normal görüntüsünü kaybeder ve işlevlerini yerine getiremez.

Beynin her iki yarım küresi kafatası içine simetrik olarak yerleşmiştir. Her iki tarafta düzenli sınırlarla ayrılmıştır. Bu normal yapıya giren herhangi bir yer kaplayan oluşum, simetrik yapıyı bozacak ve beyin üzerine baskı yapacaktır.

Baş Ağrılarına Kusma ve Bulantı da Eşlik Edebilir

Aşağıdaki belirtiler görüldüğünde kafa içi basıncının artmasından şüphelenilir;

1. Baş ağrısı.

2. Apati (hareket ve mimiklerde yavaşlama).

3. Bulantı, kusma.

4. Epilepsi nöbetleri.

5. Beyinde yerleştiği yere göre vucudun bazı bölgelerinde güçsüzlük belirtileri.

6. Kişilik bozuklukları, bazı yeteneklerde (hesap yapma yazı yazma gibi) bozulma.

Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil her yaşta görülebilir; kadınlarda ve erkeklerde görülme oranı da tümör cinsine göre değişir.

Erken Teşhis Hayat Kurtarır

Kesin teşhis için, kafa içini ve beyini görüntülemek amacıyla beyin tomografisi veya MRG tetkiki gerekir, kimi zaman göz dibine bakılır.

Beyin Tümörlerini Ana Hatları İle İkiye Ayırmak Mümkündür;

1. İyi Huylu Tümörler (Beyin Hücresi Kaynaklı Olmayan ):

Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Tek bir operasyon ile hayatın sonuna kadar kür şansı vardır.

2. Kötü Huylu Tümörler(Beyin Hücresinin Kendi Tümörleri):

Çok hızlı ürerler. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Aslında tümörleşen doku beynin fonksiyonlarını gerçekleştiren kendi dokusudur. Bu sebeple aslında cerrahi olarak çıkarılan her doku fonksiyon kaybıdır. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörlere vücudun başka bir bölgesinden beyin dokusuna yayılmış metastatik tümörlerde girer.

Kötü Huylu Beyin Tümörleri İçin Cerrahi Müdahale Şart

Beyin tümörlerinin tedavisi sıklıkla cerrahidir. Cerrahi tedavi sonrası kimi zaman kemoterapi kimi zaman radyoterapi bazen her ikisi ile kombine tedavi yapılır. Beyin tümörlerinde uzman ekiplerin gerçekleştirdiği ameliyatlar ile son derece başarılı sonuçlar alınabilmektedir.