"Sağlık Bilgileri" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Rinoplasti, plastik cerrahinin en önemli ve karmaşık ameliyatıdır. Zira burun hem yüzün ortasında en dikkat çekici konumda olan bir organdır; hem de nefes alıp vermek gibi hayati bir işlevi bulunmaktadır. Ameliyat esnasında yapılan milimetrik hatalar dahi belirgin şekil bozukluklukları ve asimetrilere daha da önemlisi nefes alma şikayetlerine yol açmaktadır. Bu nedenle rinoplasti ameliyatı, plastik cerrahide, cerrahın bilgi birikimi, deneyimi ve estetik görüşünün ön planda olduğu en önemli ameliyatlardan biridir.

Türkiye’de En Çok Yapılan Estetik Ameliyat: Burun Estetiği

Ülkemiz konumu itibariyle bin yıllar içinde pek çok medeniyetin var olduğu; toplumların birbirine karıştığı bir coğrafyada yer almaktadır. Bu nedenle de Türk insanı, çok farklı fiziksel özelliklere sahiptir. Burun yapılarını incelediğimizde de bu medeniyetler zenginliğinin izlerini görebiliyoruz. İri kemikli, kalın derili, asimetrik ve nefes alma bozukluklarına sahip burunlar plastik cerrahlar için çok önemli bir kaynak oluşturmaktadır. İşte bu nedenle Türkiye, burun estetiği ameliyatları konusunda dünyadaki pek çok ülkeye göre daha avantajlıdır. Zira karşılaşılan burun çeşitliliği sayesinde plastik cerrahlarımız pekçok farklı vaka üzerinde ameliyatlar yapmaktadır.

En Başarılı Burun Estetiği Ameliyatı

Burunun yüzün diğer kısımları ile uyumlu; Burunun değişik bölümlerinin kendi içinde orantılı ve dengeli olduğu; Başkaları tarafından ameliyat olduğu anlaşılmayan burunlar en başarılı burunlardır.

Burun estetiği ameliyatlarında önceki yıllara göre en önemli yenilik: Cerrahların küçültmeye yönelik işlemleri giderek daha az kullanıyor olması ve burunda, kemik ve kıkırdak iskeletin stabilitesini korumanın önemi anlaşılmış olması olarak sıralayabiliriz.

5378 sayılı Özürlüler Kanunu ve Kanuna bağlı oluşturulan yeni mevzuat ile özürlülük alanında çok önemli kazanımlar sağlanmıştır.  Özürlülere ilişkin oluşturulan yeni mevzuat hakkında merkezi ve yerel yönetim idarecileri ve diğer yetkililere yönelik bilgilendirme toplantıları ile özürlü bireyler ve aileleriyle ilgili sivil toplum kuruluşlarına yönelik de konferanslar düzenlenmesi suretiyle mevzuatın optimum düzeyde uygulanabilirliğinin sağlanması ve özürlülük konusunda toplumsal bilinç ve duyarlılığın oluşturulması amacıyla Başkanlığımız tarafından yürütülen “Engelsiz Türkiye Projesi” kapsamında yerel yetkililer ile yapılacak bilgilendirme toplantısı ve halka yönelik düzenlenecek konferans  13-14 Ekim 2010 tarihlerinde Mersin’de gerçekleştirilecektir.Düzenlenecek panel ve konferanslara tüm halkımız davetlidir.

PANEL  (Kamu Görevlilerine)
TARİH  : 13 Ekim 2010  Çarşamba

13.30 Açılış
13.35 Saygı Duruşu-İstiklal Marşı
13.40 Sinevizyon Gösterisi
13.50 Protokol Konuşmaları
14.15 PANEL
Oturum Başkanı Abdülkadir ANAÇ - Özürlüler İdaresi Başkanlığı – Daire Başkanı
Sağlık OZİDA- Özürlüler Uzmanı
Eğitim MEB Yetkilisi
Sosyal Yardımlar OZİDA- Özürlüler Uzmanı
Bakım Hizmetleri SHÇEK  Yetkilisi
İstihdam İŞ-KUR Yetkilisi
Ulaşılabilirlik OZİDA- Özürlüler Uzmanı
16.30 SORU-CEVAP
17.30 KAPANIŞ
KONFERANS  (Sivil Toplum Örgütü, Özürlü Vatandaşlar ve Ailelerine)
TARİH  : 14 Ekim 2010  Perşembe
13.30 Açılış
13.35 Saygı Duruşu-İstiklal Marşı
13.40 Sinevizyon Gösterisi
13.50 KONFERANS

Abdülkadir ANAÇ

Özürlüler İdaresi Başkanlığı – Daire Başkanı

15.30 Soru-Cevap
16.30 KAPANIŞ 

Evlilikte ilk gece herkesin yaşadığı ilk gece cinsel ilişkisi kadınlar açısından büyük önem teşkil etmektedir ve ilk gece stresi kadınların yaşadıkları en büyük streslerden bir tanesidir. İlk gece duygu yoğunluğunu ilk defa cinsel ilişkiye girecek olan kadınlarda rahim içersinde yaralanmalar meydana gelme ihtimalini bildiklerinden dolayı çok daha fazla tedirgin olmaktadırlar.

Öncelikle ilk gece cinsel ilişkisi bir sefer gerçekleşir ve daha sonradan kadınların rahim içerisindeki yaralanmaların iyileşmesi için ilk ilişkinin ardından en az iki gün geçmesi gerekmektedir. Aksi taktirde soluğu hastanede alabilirsiniz.

İlk gece erkeklerin eşlerine anlayışlı davranarak yaklaşımlarına dikkat etmelidirler. Zaten stresli olan eşinizin üzerine giderseniz vajinusmus hastalığını yoktan var edebilirsiniz.

Skolyoz

Yorum yok
Omurgaya önden ya da arkadan bakıldığında görülen eğilmelere skolyoz adı verilir. Normalde vücut yapımızda bu yönde bir eğriliğimiz yoktur. Yandan baktığımızda ise normal eğriliklerimiz görülebilmektedir. Örneğin sırtımızda hafif bir kamburluk (kifoz) ve belimizde de hafif bir çukurluk (lordoz) bulunmaktadır.

2. Skolyoz’un oluşum spesifik bir oluşum nedeni var mıdır? Nedenleri nelerdir?

Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Mesela spastik çocuklarda ya da çocukluk çağında felç geçirenlerde görülüyor. Ancak sıklıkla karşılaştığımız skolyozlar, daha çok 10’lu yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni tam olarak halen bilinmeyen (idiyopatik) grupta görülen skolyozlar ile anne karnındaki etmenler nedeniyle ortaya çıkan ve doğuştan itibaren bulgu veren doğumsal (konjenital) skolyozlardır. Birincinin nedenini tam olarak bilmiyoruz. Konjenital skolyoza ise gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir.

3. Skolyoz’un özellikle görüldüğü belli yaş aralıkları söz konusu mudur?

En sık görülen skolyoz, nedeni bilinmeyen (idiyopatik) tiptir. Erken çocuklukta başlayan tipleri varsa da en tipik başlama ve görülme yaşı ergenlik öncesi yıllardır.

4. Kaç farklı tip skolyoz vardır?

Eğer tüm sınıflandırmadan bahsedersek neredeyse 20 tipe kadar çıkabiliriz. En sık görülenleri idiyopatik, doğumsal (konjenital), ve çeşitli sinir ve kas hastalıklarına eşlik eden (paralitik) skolyoz tipleridir. İdiyopatik skolyoz dışındaki tipler ile günlük hayatta karşılaşma olasılığı düşüktür.

5. Skolyoz daha çok kadınlarda mı erkeklerde mi görülür? Bu konuda yapılmış istatiksel bir bulgu var mıdır elinizde?

Aslında, kız ve erkeklerde görülme sıklığı eşit (Yaklaşık %1). Ancak en sık görülen tip olan idiyopatik skolyoz kızlarda çok daha yüksek bir oranda klinik olarak bulgu verecek büyüklüğe erişmektedir.

6. Çocuklarda görülen skolyoz hangi tip skolyozdur?

Çocuklarda en sık görülen skolyoz idiyopatik tip skolyozdur.

7. Skolyoz’un belirtileri nelerdir? Kendini nasıl ele verir?

Aileler genellikle çocuklarında bir duruş bozukluğu olduğunu fark ediyorlar ama bunun adını koyamıyorlar. Duruş bozukluğu bir omuzun yüksekliği ya da bel girintilerinde asimetri şeklinde görülebilir. Ancak durum, sırtta hafif kamburluk belirince yani oldukça ileri bir dönemde, aile tarafından bir omurga sorunu olarak algılanıyor. Peki çocukta meydana gelmekte olan deformasyonu erken dönemde nasıl tanıyabiliriz? Bunun için kolay ve güvenilir bir test yapılabilir. Çocuğumuza kollarını da aşağıya sarkıtarak öne eğilmesini söyleyelim, eğildiği zaman baş tarafından yada kalçalar tarafından sırtına bakalım. Eğer sırt simetrik ise skolyoz olması ihtimali çok düşüktür. Eğer sağ ve sol arasında birkaç milimetreden fazla fark varsa, o zaman skolyozdan şüphelenip mutlaka Bir doktora başvurmak gerekir.

Anne babalar çocuklarında skolyoz olup olmadığını nasıl anlayabilirler? Nelere dikkat etmeliler?

Bu yaştaki çocuklar ne yazık ki vücutlarını özellikle ailelerinden saklıyorlar, bu nedenle özellikle tutucu ailelerde skolyoz çok geç fark ediliyor. Biraz önce anlattığım test oldukça güvenilir sonuçlar veriyor. Ergenlik öncesi çocuklarda, ergenliğin sonuna dek 6 ayda bir tekrarlanarak yapılabilir.

8. Skolyoz hastası olan bir çocuğun günlük yaşamı nasıl etkilenir? Çocuk ne gibi sıkıntılarla karşı karşıyadır?

Erken dönemlerde, ya da skolyoz eğer ilerlemeden belli bir büyüklükte kalır ise, hayatı hiç etkilemiyor. Zaten çocuklar eğrildiklerini hissetmedikleri için tanı bazen çok geç konulabiliyor. Belli bir dereceden sonra çocuk ve aile görüntü bozukluğunu fark ediyor. Eğer bu ciddi boyutlara varmış ise çocukta bir sakatlık hissi oluşturabiliyor. Ancak çok ileri skolyozlarda, oldukça nadir olarak, göğüs kafesinin daralması nedeniyle kalp ve akciğer sorunları ortaya çıkabiliyor.

9. Çocuklarda görülen skolyozda kaç derecelik eğim oluşmuşsa tehlikeli boyuttadır? Tehlikeleri nelerdir?

Skolyoz eğriliğinin bir ölçümü var ve bu ölçüm sonucunda eğriliğe dereceler veriliyor. 10 dereceden itibaren skolyozun varlığından bahsediliyor, üst sınırı yok, 120-130 dereceye kadar gidebilir. İki tehlike var; birincisi, skolyozun teşhis edildikten sonra ilerlemesi, ikincisi de kalp ve akciğer sorunlarına neden olması. İkincisi için 90-100 dereceyi geçmesi gerekli ki bu oldukça nadir görülen bir durumdur. İlerleme ise gerçek bir tehlike oluşturmaktadır. Buna yol açan ana neden, çocuğun büyümesinin devam etmesidir. Kural olarak skolyoz var ise, çocuk büyüdükçe artmaya devam edecektir.

10. Çocukta skolyoz olduğunun anlaşılmasından itibaren ne tür müdahaleler yapılır? Cerrahi müdahele gerekmeksizin tedavi mümkün müdür? Hangi aşamada cerrahi müdaheleye başvurulur?

Tedavi skolyozun tespit edildiği andaki derecesine ve çocuğun o dönemden sonraki olası büyüme miktarına göre değişir. Ana amaç çocuğun gereksiz bir cerrahi müdahale ile karşılaşmamasıdır. Bu çok ayrıntılı ve farklı doktorlar tarafından farklı anlatılabilecek bir konu ama kısaca kendi uygulamamı anlatırsam; büyümesi tamamlanmış çocuklarda (2 yıldır adet gören), sırtta 50 derece, belde 35 dereceyi aşmadıkça cerrahi müdahaleye gerek yoktur. Çünkü bu durumda skolyozun ciddi bir ilerleme şansı yoktur ve hayatı çok etkilememektedir. Büyümesi devam eden çocuklarda ise her ne kadar genel uygulama 20 dereceyi aşan skolyozda korse tedavisiyse de, ben korse kullanmanın gerçekten çok yararlı olduğundan emin değilim. Bu nedenle kendi hastalarımı kullanıp kullanmama konusunda bilgilendirip serbest bırakıyorum. Halen büyüyen çocukta 40 dereceyi aşan skolyozda, erişkin vücudunu kazanmış hastalarda ise biraz önce belirttiğim sırt ve bel derecelerini aşınca cerrahi müdahale öneriyorum.

11. Günümüzde skolyoz cerrahisinde hangi teknik ve yöntemler uygulanmaktadır? Bu konuda dünya ile karşılaştırıldığında Türkiye nerededir?

Bu konudaki teknolojiyi biz geliştirmiyoruz ama çok yakından izliyoruz. Doğal olarak bu konuda da dünyada çeşitli akımlar geliyor, yükseliyor, bir kısımından zamanla vazgeçiliyor. Şu andaki en etkili olduğu düşünülen uygulama sırttan omurlara vidalar yerleştirilip bunların bir çift çubuk ile birbirilerine bağlanmasından oluşuyor. Bu uygulama Türkiye’nin iyi omurga merkezlerinde yapılabiliyor.

12. Cerrahi müdahale sonrası skolyoz eğrisinin düzelmesi yüzde kaç ihtimaldir? Tamamen düzelir ve çocuk günlük aktivitelerini normal olarak yerine getirebilir diyebilir miyiz?

Şu anda iyi ellerde derece olarak düzelme oranı %70 ila %80 civarındadır. Bu röntgende bakıldığında küçük bir skolyozun olması, ancak çocuğa dışarıdan bakıldığında normal görünmesi anlamına gelir.

13. Cerrahi müdahale sonrası hasta ne kadar zamanda iyileşerek ayağa kalkabilir?

Hasta ilk gün yatağından ayağa kaldırılır. İkinci ya da üçüncü gün tuvalete gidebilecek hale gelir. Genellikle üçüncü gün, kendi kendine yürüyüp tuvalete gider hale gelince taburcu edilir. Birinci aydan itibaren, biraz korunarak, okula devam etmelerine izin veriyorum. Üçüncü ayda yüzme, altıncı ayda koşma, ilk yıldan sonra her türlü spor serbest bırakılır.

14. Ameliyat sonrasında hastanın özellikle dikkat etmesi gereken durumlar nelerdir?

Ameliyat sonrası erken dönemde hastaların çok ağrıları oluyor. Ancak zamanla geçiyor. Biraz önce bahsettiklerim dışında özellikle dikkat gerektiren bir şey yok. Çocuklar zaten ağrıları nedeniyle kendilerini koruyorlar.

15. Çocukta skolyoz oluşumunun doğum ile ilgisi var mıdır? Doğum anı veya hamilelik süresinde yaşanan bir problem çocukta skolyoz’a neden olabilir mi?

Genel olarak bahsettiğimiz idiyopatik tip skolyozun doğumla bir ilgisi yoktur. Gebelikte yaşanan sorunlar, doğumsal (konjenital) skolyoza neden olabiliyor. Konjenital skolyoz, idiyopatikten daha ciddi bir sorundur. Çoğunlukla ameliyatsız tedavi edilememektedir.

16. Skolyoz, Türkiye’deki çocuklarda diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında hangi oranda görülür?

Bildiğim kadarıyla Türkiye’deki sıklığı konusunda bir istatistik yok, bu durumda aynı oranda demek durumundayız.

17. Spor ve egzersizin skolyoz üzerindeki etkisi nedir? Egzersiz yapmak sonradan oluşabilecek skolyoz’u önlemede etkili midir? Ya da skolyozlu bir hastanın egzersiz yapması faydalı mıdır? Ameliyat sonrası hasta egzersiz yapmalı mıdır?

Bu sorunun iki parçası var aslında. Sıklıkla skolyoz tanısı alan hastalara hemen bir egzersiz programı önerilir. Ancak egzersizlerin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığına ilişkin en ufak bir objektif delil bulunmamaktadır. Bu durum, skolyozlu çocuklar spor yapmamalıdır anlamına gelmiyor. Spor yapan skolyoz hastaları kendi bedenlerini daha iyi algılıyorlar ve özellikle cerrahi operasyon geçirecekler ise cerrahi müdahale sonrasında çok daha kolay normal hayata dönebiliyorlar. Cerrahi müdahale sonrasında zaten spora yapmalarını teşvik ediyoruz. Elbette bu egzersizler belli bir program dahilinde verilmektedir.

Prof. Dr. Emre Acaroğlu, Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Ortopedi ve Travmatoloji AD.

ORGAZM BOZUKLUĞU

kadınlarda orgazmDSM IV’e göre tekrarlayıcı, sürekli şekilde orgazm gecikmesi veya olmamasıdır. Cinsel eylem sırasında normal cinsel uyarılma olmasına rağmen orgazm gerçekleşmez. Bazı kadınlarda cinsel ilişki dışında klitoral uyarılma ile orgazm olabildiği halde birleşme ile bu mümkün olmayabilir.
Değerlendirmede orgazma ulaşmak için gerekli sürenin değişkenlik gösterdiği unutulmamalıdır. Genel olarak bu süre kadınlarda daha uzundur.

Kronik iltihaplar ve jinekolojik sorunlar araştırılmalı ve dışlanmalıdır. Ayrıca cinsellikle ilgili suçluluk duyguları, çocukluk yıllarında cinsel suistimal ve saldırı rahatsızlığın sebebi olabilir. Bir takım ilaçların da yol açabileceğini unutmamak gerekir. Eşler aynı anda tedaviye alınır. Ferdi problem gibi ele almak doğru değildir.
 

KADINLARDA UYARILMA BOZUKLUĞU

cinsel isteksizlikTemel nitelik cinsel uyarılmada tam veya kısmi yetersizlik olması veya bu cevabın cinsel eylemin sonuna kadar sürdürüleme mesidir. Bu bozukluğun erkekteki karşılığı erektil bozukluktur. Kadında ise cinsel duyumlar yaşayamamayı ve ilişki için salgının yeterli olmamasını ifade eder. Her yaşta olabilir.

Genel sebeplerden birkaçı çoğu kez bulunur. Kadın eşi tarafından çekici bulunmadığını söyleyebilir. Erkek karısının kendisinin cinsel gücünü kaybettiğini düşündüğünü sanır. Cinsel gücün belli bir yaştan sonra azaldığı düşüncesi buna katkıda bulunabilir. Bunu bazen hekimlerin de desteklemesi söz konusudur.

Pelvik enfeksiyonlar, tümörler, dış gebelik, vaginitis gibi durumlar cinsel istek azalmasına sebep olabilir. Gebelik korkusu, anlaşmazlık, depresyon ve anksiyete önemli sebeplerdendir. Bu bozukluk evli kadınların %33’ünde bulunmaktadır.

Obsesif- kompulsif bozukluk bireyde çok fazla sıkıntı yaratan ve gündelik işlerin yapılmasında sorun yaratan, aklın ısrarlı ve kontrol edilemeyen düşüncelerle dolduğu ya da kişinin bazı davranışları tekrar tekrar yapma zorunluluğu hissettiği bir kaygı bozukluğudur. Bazı durumlarda kişide genel olarak yüksek obsesyon ve nadiren kompulsif davranışlar görülürken bazı durumlardada obsesif düşüncelere kompulsif davranışlar hemen eşlik eder. Ayrı ayrı açıklamak gerekirse

Obsesif Düşünce; İstemli bir çaba ile zihnimizden uzaklaştıramadığımız, istenmeden oluşan, kişiye ters gelen, ısrarlı, genellikle kötü düşünceler (vesvese), dürtüler, hayal ya da tasavvurlardır (örn; simetri, mikrop kapma, kirlenme, aykırı cinsel, saldırganca, küfürlü dini düşünceler). Kişi, bu düşünce, dürtü ve hayallerini zihninden atmaya ya da önemsizleştirmeye-etkisizleştirmeye çalışır. Bu düşünceler, dürtüler ya da hayaller, sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan günlük üzüntüler şeklinde değildir.

Kompulsif Davranışlar ise; Bu düşüncelerı, etkisizleştirmek için yapılan davranış ve hareketlere ise kompülsiyon denir.

1- Kişinin obsesyon biçimindeki düşüncelere karşı, bir tepki olarak yaptığıtekrarlayıcı davranışlar (örn: temizleme, düzene koyma, aşırı kontrol etme /kapı-tüp açık mı kapalı mı gibi/, tabelalara takılma gibi ya da zihinsel eylemler (örn; dua etme, törensel davranışlar, sayı sayma, bir takım sözcükleri sessiz biçimde söyleyip durma v.b.).

2- Davranışlar yada zihinsel eylemler, sıkıntıdan kurtulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya veya korku yaratan durumdan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmesi veya korunulması tasarlanan şeylerle gerçek anlamda ilişkili değildir, yahut açıkça çok aşırı bir düzeydedir.

3- Obsesyon ve kompülsiyonlar, belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boşa harcanmasına yol açar (günde en az bir saatlik zaman alırlar), ya da kişinin olağan günlük işlerini, mesleki görevlerini ya da olağan toplumsal etkinliklerini önemli ölçüde bozar.

İnsan oğlu var olduğu günden beri ölümsüzlüğü aramıştır. Ölüme çare bulamayan insanlık uzun yaşamanın yollarını araştırmıştır. İşte size uzun yaşamanın 19 sırrı.

Uzun YaşamakNe kadar uzun yaşayacağınızı hesaplamak istiyorsanız şu 19 soruyu yanıtlamaya başlayın.

Uzun yaşamın 19 formülü

Nasıl uzun yaşarım’ sorusunun yanıtı genler ya da kader değil. Sizin de yapacaklarınız var

Saglıklı ve uzun bir hayatın “genetik” ya da “şans eseri” olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Amerikan Profesörler Birliği’nin hükümet desteğiyle yaptığı bir araştırmaya göre; kişinin seçtiği yaşam tarzı uzun bir hayatın üzerinde yüzde 80 etkili oluyor. Araştırmanın başında bulunan profesör David Demko, “Daha uzun nasıl yaşayabilirim” sorusunun cevabı sadece genler ya da kader değil.

Seçtiğimiz yaşam tarzının bunda büyük etkisi var. Genetik insanlar için sadece bir başlangıçtan ibaret. İnsan hayatında önemli olan dört temel faktör var. Bunlar anlamlı bir hayat, doğru beslenme, düzenli olarak spor yapmak ve son olarak da uyanık bir zekaya sahip olmak” diyor.

Sağlıklı bir yaşam tarzına başlamak için asla geç kalınmadığını söyleyen Demko, zararın neresinden dönülürse kâr olduğunun da altını çiziyor. Siz de sağlıklı bir hayat yaşayıp yaşamadığınızı ve buna bağlı olarak ne kadar uzun yaşayacağınızı hesaplamak istiyorsanız hemen elinize bir kalem alarak aşağıdaki 19 soruyu yanıtlamaya başlayın. Eğer sorular sonunda ömrünüzden yıllar eksiliyorsa ve sonunda düşük bir sayı elde ediyorsanız daha uzun yaşamak için alışkanlıklarınızı yeniden gözden geçirmeyi deneyin.

İşte sorular:

1- SAĞLIĞA DİKKAT

YILDA bir kez düzenli olarak check-up yaptırıyor musunuz? Eğer bu soruya “evet” cevabı verebiliyorsanız ömrünüze üç yıl daha ekleyebilirsiniz. Yok eğer “hayır” diyorsanız ömrünüzden üç yıl eksiltmeniz gerekiyor.

2- NİNELER VE DEDELER

EĞER büyükanneniz ya da büyükbabanız 80 yaşına kadar yaşadıysa 3 yıl daha kazandınız demektir.

3- ÇALIŞMAYI SEVMEK

HİÇ gönüllü olarak çalıştınız mı? “Evet”se iki yıl daha ekleyin.

4- EĞİTİM DE ÖNEMLİ

AMERİKA’DA yapılan bir araştırmaya göre üniversite mezunlarının daha uzun yaşadığı ortaya çıktı. Siz de üniversite mezunuysanız ömür hanenize iki yıl daha eklenmiş demektir.

5- BEKARLIK TEHLİKESİ

BU araştırmayla “bekarlık sultanlıklıktır” anlayışı da tarihe karışacak gibi görünüyor. Çünkü yalnız yaşanlar daha pasif bir yaşam sürdürdükler için ömürlerinden üç yıl eksiliyor.

6- BOL BOL GÜLÜN

MİZAH anlayışınız varsa bu “+3″, yoksa “-3″ demek oluyor.

7- İLLA DA DOST

“DOST” kavramının insan hayatında önemli bir yeri vardır. Sorunlarınızı dinleyecek yakın bir dosta sahip olmanın ömrünüze iki yıl eklediğini, dostunuzun olmamasının ömrünüzden iki yıl götürdüğünü tahmin eder miydiniz?

8- ZEKAYI ÇALIŞTIR

BEYİN cimnastiği yapmak insan hayatına 4 yıl daha kazandırıyor.

9- SPORU AKSATMAYIN

BEYİN cimnastiğinin yanı sıra bir de düzenli olarak spor yapıyorsanız bu size üç yıl daha kazandırıyor.

10- BİLİNÇLİ YEMEK

DENGELİ besleniyorsanız 2 yıl ekleyin, bilinçsizce yiyiyorum diyorsanız 3 yıl eksiltin.

11- KARARLI DİYET

SÜREKLİ diyete başlayıp bırakıyorsanız 5 yıl eksiltin.

12- NİKOTİNİ UNUTUN

SİGARA içiyorsanız 8 yılınızı silip atın.

13- YA PASİFLER…

PASİF içici durumundaysınız bu kez 2 yılınızı silip atmanız gerekiyor.

14- KİLO YOK MU KİLO

EĞER olmanız gereken kilodan her yıl sadece birkaç kilo oynuyorsa, ama olmanız gereken kiloyla aldığınız kilolar arasında uçurumlar varsa, bu sizin hayatınızdan üç yıl daha eksiltmeniz anlamına geliyor.

15- HAYVANLARI SEVİN

KÖPEK ya da kedi gibi aktif hayvanlarınız varsa 2, balık gibi pasif hayvanlarınız varsa bir yıl ekleyin.

16- KIZIN VARSA İYİ

İKİ ya da daha fazla kız çocuğunuz varsa üç yıl ekleyin.

17- DÜZENLİ YÜRÜYÜN HER

GÜN düzenli yürüyorsanız +2, sürekli araçlarla gidip geliyorsanız üç yıl eksiltin.

18- AŞK

EĞER aşık değilseniz vakit kaybetmeyin çünkü aşk insan hayatının 7 yıl daha uzamasına neden oluyor.

19-OLUMLU BAKIŞ

EĞER hayata olumlu bakıyorsanız ve uzun yıllar yaşamak istiyorsanız 5 yıl daha kazandınız demektir.