"engelli" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Engellilerin Başlıca Sorunları

Ulaşım, Fiziksel Çevre ve Konut

Engellilerin topluma katılmalarının önündeki en büyük engellerden biri de ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunudur. Engellilerin içinde yaşadıkları fiziksel çevre, sahip oldukları fiziksel işlev bozuklukları/yetersizlikleri ve bunun yol açtığı sınırlamalar yüzünden büyük önem taşımaktadır. Eğitim konusunda belirttiğimiz gibi, toplumu tasarlarken, bir toplum modeli ortaya koyarken, içinde yaşanılan fiziksel çevreyi de o toplumun içinde yaşayan herkesi düşünerek tasarlamak gerekir. Yaşanılan konuttan tüm kamusal yaşam alanlarına, ve ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel unsurların engellilerin özellikleri ve gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir gerçektir. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar, içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha bir çok fiziksel çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel oluşturmaktadır. Böylece sahip olduğu engeli nedeniyle hareket yeteneği sınırlanmış insanların bu ve benzeri sebeplerle yaşadıkları sınırlama daha da pekişmektedir. Bunun anlamı Hareket yeteneği sınırlanan bireyin toplumsal yaşamdan dışlanmasıdır. Oysa bütün bunlar, engellilerin topluma katılmasını, toplumla bütünleşmesini kolaylaştıracak bir biçimde tasarlanabilir ve geliştirilebilir (9).

Standart Kuralların eşit katılım için hedef seçtiği alanlardan ilki “ulaşılabilme” (kural 5) konusudur. Bu anlamda fiziksel çevre koşullarının engellilerin yaşamını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi, eşit katılım açısından yaşamsal değerde kabul edilmektedir. Fiziksel çevrenin yapılandırılmasında sorumlu kişi ve kuruluşların engelli kişiler konusunda bilgili, bilinçli ve duyarlı davranmaları sağlanmalıdır. Bu amaçla fiziksel çevrenin tasarlanması ve yapılandırılması süreçlerinde engellilerin, ailelerinin ve örgütlerinin katılımı konusu büyük önem taşımaktadır.

Rehabilitasyon

Rehabilitasyon ve araç-gereç gereksiniminin yeterince karşılanamaması da engellilerin toplumla bütünleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Bilindiği gibi rehabilitasyon çok genel olarak, yitirilen bir yeteneğin yeniden kazandırılması, yerine başka bir yeteneğin ‘ikame edilmesi” (1; 7) demektir. Her hangi bir sebeple engelli hale gelen birey önceden var olan işini artık yapamıyorsa ya o işi yapabilmek için “yeniden yeteneklendirilmesi = rehabilite edilmesi” gerekmektedir ya da bu İşi yapmak artık olanaklı değilse, yapabileceği yeni bir iş için beceri kazanması (eğitilmesi) gerekmektedir. Böyle bir rehabilitasyon sürecinden geçmemiş olan birey, topluma ve içinde yaşadığı aileye yük olmaktan kurtulamayacaktır. Engellilerin engelleriyle bağlantılı bir eğitim ve rehabilitasyon olanağından yararlanması, onları toplumsal yaşamla bütünleştiren en önemli etkendir. Oysa bu gün, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre az çok fark etse de, engellilerin ezici bir çoğunluğu bu olanaklardan yararlanamamaktadır.

Standart kurallara göre (Kural 3) engelliler için geliştirilecek rehabilitasyon programlarına katılım konusunda da eşitlik ilkesi en önemli rehber durumundadır. Programlar engellilerin, ailelerinin ve örgütlenmelerinin katılımı ile geliştirilmeli; nitelik ve nicelik yönden engellilerin gereksinimlerini karşılayacak yeterlikte olmasına özen gösterilmelidir. Eşitlik ilkesi gereği, birden çok özürü bulunanlar ihmal edilmemelidir. Rehabilitasyon programının kapsamında eğitim, danışmanlık, bireysel kapasitenin arttırılması, değerlendirme, rehberlik gibi konular yer almaktadır. Hedef kitlesi ise engellilerin yanı sıra aileleri, ilgili kuruluşların çalışanları, toplum, ilgili meslek elemanları ve medya yer almaktadır.

Uygulanan rehabilitasyon programlarının değerlendirilmesinde engellilerin, ailelerinin ve örgütlerinin görüşlerine Önem verilmelidir.

Ayrıca her engel kümesinde yer alan bireylerin gereksinim duydukları kimi araç gereçler vardır ki bunlar engelliler için son derece önemlidir, yaşamlarının adeta bir parçası gibidir. Bu araç gereçler engellinin hareket yeteneğini artırıcı özelliklere sahiptir. Bu da toplumla daha çok bütünleşme demektir. Yoksulluk ve işsizliğin en yaygın olduğu toplumsal kesimin engelliler olduğu düşünülürse, özellikle sosyal güvenlik ve sosyal refah hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkelerde engellinin bu tip araç gereçlere kolaylıkla ulaşması beklenemez. Az Önce verilen örnekte olduğu gibi belirli oranda görme engeli olan bir insanın bir gözlük desteği ile bu sorununu çözülecekse ya da yürüme güçlüğü çeken bir insana sağladığınız bir araçla (bir koltuk değneği veya tekerlekli sandalye ile) onun hayatı önemli ölçüde kolaylaşacaksa, böylece engelli karşı karşıya olduğu sınırlanmanın, kısıtlılığın dışına çıkabilecekse, bu onun İçin vazgeçilmez bir şeydir. Bu sağlanamadığında engellinin topluma katılmasının önünde ciddi bir engel oluşmuş demektir.

Engellilerin onurlu bir yaşam sürebilmeleri için kendi kendilerine yeten bireyler olmalarının önemine değinilmişti. Bu bağlamda kamusal yardımlardan yararlanmak konusunda tam bir eşitlik olmalıdır. Engellilere gereksinim duydukları araçlar, ücretsiz ya da çok ucuza verilmelidir. Engellilerin gereksinim duydukları özel araçların geliştirilmesi konusunda AR-GE araştırmalarının desteklenmesi, araçların üretimi ve ithalinde kolaylıklar sağlanması gerekir. En önemlisi engellilerin bu araçlara kolaylıkla, ulaşabilir olması sağlanmalıdır. Bu araçların üretimi ve dağıtımında tüm engel kümelerinin ve her engelli bireyin gereksinimleri özel olarak dikkate alınmalıdır. Engellilerin yaşamlarını kolaylaştırmak üzere tasarlanmış bu araçlar, onların toplumsal yaşama katılmalarını maksimize edecektir.

Engellinin Aile Yaşamı / Özel Yaşamı

Topluma katılma, toplumla bütünleşme konusunda bir başka güçlük de, engellinin aile yaşamı / öze! yaşamıyla ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Fiziksel işlevlerindeki bozulma ya da bazı eksiklikler nedeniyle engellinin hareket yeteneği sınırlanınca, bu, onun özel yaşamına da bazı kısıtlamalar getirmektedir. Hatta sosyal hizmet kurumlarda sürekli bakım ve koruma altında olan engelliler için adeta özel yaşam yok denebilecek kadar azdır. Engelliye ait bir mekanın yokluğu ve kimi etkinliklerin (cinsel yaşam gibi) yasaklanması (13) gibi pek çok sınırlama özel yaşamı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca engellilerin evlenmeleri ve aile kurmaları da diğer insanlara oranla daha güçtür; bu da onların toplumla bütünleşmelerini önemli ölçüde engellemektedir (2).

Gerek aile ortamında gerekse kurum yaşamında olsun, engelliler, özel bakım ve gereksinim kümesi oldukları için ya da başka zorlayıcı sebeplerle daha çok ihmal istismar kurbanı olmaktadırlar.

Standart Kurallara göre devletler (Kural 9) engellilerin aile yaşamına tam olarak katılmalarını desteklemek durumundadır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ayrımcı uygulamalar olmaması için çaba harcanması gerekmektedir. Evlilik, aile yaşamı ve cinsellik gibi konularda engellilere yönelik olumsuz önyargıların değiştirilmesi gerekmektedir.

İstihdam Sorunu

Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise istihdam sorunudur. Çalışmanın gerek bireysel gerekse toplumsal refahın sağlanmasındaki önemi tartışmasız benimsenmektedir. Çalışmayı Özendirmenin hem bireysel hem de toplumsal açıdan sayısız; yararı olduğu söylenebilir. Öte yandan çağdaş anlayışın bir gereği olarak “çalışmak ve işsizlikten korunmak” bir insan hakkı olarak da değerlendirilmektedir (11; 8; 6).

İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir diğer söyleyişle doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu sorunların daha şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir özelliğe sahiptir.

Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de fiziksel ve ruhsal işlevlerinde bir bozulma ya da eksiklik olsa bile, onların bu niteliklerini dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan geçirildikleri zaman çalışabilirler, üretime katılabilirler. Çalışmanın, kültürün önemli bir parçası sayıldığı toplumlarda, herkes gibi engelliler de çalışmaya/üretmeye isteklidirler (10).

İşsizlik, çok yönlü neden ve sonuçlara sahip bir olgudur. Bu sorunu, yalnız engellilerin değil tüm insanların gündeminde bir sorun olmaktan çıkarmak kuşkusuz en büyük amaç olmalıdır.

Genel olarak engellilerin istihdamı ile bağlantılı yaşanan sorunları beş noktada ele almak olanaklıdır (5):

1- Bunlardan ilki ülkemizde, henüz engellileri de gözeten sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması çalışmasının yapılmamış olmasıdır. Bu gün engellilerin, sahip oldukları engelden kaynaklanan özellikleri ve nitelikleri de dikkate alınarak, hangi işlerde çalışabilecekleri konusunda, elde ciddi bir araştırma, bir çalışma bulunmamaktadır. Engelliler çok sayıda işte, kendi kendilerine yaptıkları girişimlerle çalışma deneyimleri yaratmaktadırlar. Oysa gelişmiş ülkelerde iş analizleri, meslek tanımları son derece önemlidir. Engelliler hangi işleri yapabilir? Bu iş, bu meslek hangi eğitim sürecinden geçildikten sonra yapılabilir? Bu eğitim sürecinin özellikleri ve aşamaları nelerdir?… Bütün bunların ayrıntılarının belirlenmesi gerekir. İş piyasası, eğer belirli niteliklerle donatılmış bir iş gücüne gereksinme duymuyorsa, iş gücünü, bu niteliklerle donatmayı sürdürmek, bir yandan boşa giden emek ve para, diğer yandan da bu niteliklere sahip işgücünün işsizliğine kapı aralamaktır. Yani, her insanı olduğu gibi, engellileri de iş piyasasının özellikleri ve gereksinimleri doğrultusunda eğitmek, özellik kazandırmak ve iş piyasasına hazırlamak gerekir.

2- Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer tutmaktadır Bu gün ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim ve rehabilitasyon (mesleki eğitim ve rehabilitasyon dahil) merkezi bulunmamaktadır.

3- İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının, engellileri de içerecek bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırmak konusundaki çekingenlikleri ve önyargıları da istihdamın önündeki engeller arasındadır. Bazı işler vardır ki engelliler bunları gerçekten diğer insanlardan daha iyi yapabilmektedir, bunlar kanıtlanmıştır. Toplum bu konuda bilinçli değildir. Bu bilinç olmadığı için de özellikle, işveren kesimi, “acaba yapabilirler mi” kaygısı içerisinde hareket etmektedirler. İşe alınan engellinin o iş ortamında başarılı olabilmesi, üretken olabilmesi için de işyerinde bazı düzenlemeler yapılmalı, önlemler alınmalıdır. Bunlar yapılmadığı zaman da çalışan engellinin işe yaramadığı, üretken olamadığı gibi bir kanaatin oluşmasına kapı aralanmakta; bu da henüz istihdam edilemeyen insanların önüne yeni engeller çıkarmaktadır (12; 15; 10).

4- Bir başka güçlük de engelli istihdamını kolaylaştırmada kullanılan araçların yeterince geliştirilmemiş olması ve uygulanmamasıdır. Dünyanın her yerinde engellilerin, istihdamı ile ilgili bazı kolaylaştırıcı yollar aranmakta ve uygulanmaktadır.

Örneğin, kota rejimi başka koşullarda istihdamında güçlük bulunan nüfus kesimleri için kullanılır. Ülkemizde işyerlerinde 1475 sayılı İş Kanunu gereğince %3 oranında engelli istihdamını zorunlu kılan yasal düzenleme vardır. Ayrıca bu uygulama (istihdamda pozitif ayrımcılık) eski hükümlüler, korunmaya muhtaç gençler ve terörle mücadele sırasında yitirilen kamu görevlilerinin yakınları için de uygulanmaktadır. Bunun dışında korunmalı iş yerleri uygulaması vardır. Zaman zaman bu uygulama eleştiri alsa da, halen bazı engelli kümeleri (örneğin ağır zihinsel engelliler) için özellikle önerilmekte ve kullanılmaktadır. Seçilmiş iş yöntemi, bazı işlerin yalnızca engelliler tarafından yapılması (örneğin santral işletmenliğini yalnız görme engelliler tarafından yapılması gibi) için onlara tahsis edilmesidir. Değişik esnek çalışma biçimlerinin (evde çalışma, evde üretim, yarım zamanlı çalışma v.s.) engelliler için özellikle kullanılması da olanaklıdır.

5- Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam gerçekleştikten sonra da ortaya çıkmakta ve iş yaşamı içinde de sürmektedir. Bu aşamada engelliler sahip oldukları kişisel özellikleri ve nitelikleri ile bağlantılı pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Bunlar, olumsuz iş ve işyeri koşullarından tutun da, çalıştığı işte karşılaştığı sosyal güvenlik sorunları, yetersiz ücret, işinde ilerleyememe, erken emeklilik gibi sayısız sorunları içeren geniş bir alana yayılmaktadır (10).

Standart Kurallar (Kural 7), istihdam konusunda engelliler aleyhine var olan düzenleme ve uygulamaların kaldırılarak engellilerin istihdamını kolaylaştırmayı öngörmektedir. Engellilerin çalışacağı ortamların onların gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanıp yapılması, engellilerin istihdamını kolaylaştıracak teknolojik gelişmenin desteklenmesi, istihdama uygun eğitim verilmesi Standart Kurallarda altı çizilen diğer konular arasındadır. Ayrıca, engellilerin çalışması yönünde, toplumdaki önyargıları giderici çalışmalar ve engellilerin istihdamı konusunda kamu ve özel sektör sorumluluğu özellikle vurgulanmaktadır.

Bu gün gelinen noktada, engelli istihdamının görünümü genel olarak şudur: Sorun bir yanıyla çok uzun süredir yaşanan, müzminleşerek yapısal bir özellik kazanan, genel işsizlik sorununun bir parçasıdır. Bir yanı ile kendine Özgü özellikler taşımaktadır. Genel işsizlik sorununun bir parçası olarak getirilecek çözüm arayışları bu gerçeği de gözetmek zorundadır. Kendine özgü yanları da özgün çözüm arayışlarını zorunlu kılmaktadır. Bu gün ülkemizde engelli iş gücü arasında işsizlik oranının tam olarak ne olduğu bilinmemektedir. Buna karşın bu oranın %99′lar dolayında olduğu ifade edilmektedir. Bu oran gerçeği yaklaşık ifade ediyor bile olsa, sorunun boyutlarını sergilemeye yeterli görünmektedir. Bu nedenle, kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli boyutlarından birini oluşturan engellilerin istihdamı sorunu, sosyal politikanın odağında yer alarak en kısa sürede çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.

Engellilerin çalışması ve işsizlikten korunması konusu bir yandan uluslararası belgelerde bir yandan da başta Anayasa olmak üzere ulusal mevzuatımızda gereğince işlenmiştir. Bu yönde, ortaya çıkacak hukuksal düzenleme gereksinimini karşılayacak yeni çalışmalar elbette ihmal edilmemelidir. Ancak bu alandaki asıl sorun toplumsal anlayıştan, uygulamadaki tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu gün ülkemizde engelliler işsiz kalmanın ezikliği içindedirler. Üretken ve yaratıcı çalışma, insanca ve onurlu bir yaşam sürdürebilmenin ön koşuludur. Bu yüzden engelli bireyin de topluma uyumunda, toplumla bütünleşmesinde bir işe sahip olması büyük önem taşır. Engelli birey işsiz kaldığı ve yaşadığı topluma üreterek katkıda bulunamadığı için kendini gerçekleştirmemekte, ailesine katkıda bulunamamaktadır

Engelli

Yorum yok

Engelli


Sanmayın anlamaz bilmez yaşarlar
Her zaman doğruyu bulur engelli
Ağlayıp sızlayıp dalsız koşarlar
Göz yaşıyla kalbi dolar engelli

Birinin tutmuyor elleri dostlar
Kiminin konuşmaz dilleri dostlar
Çoğunun kırılmış dalları dostlar
Felekten öcünü alır engelli

Her kes kaçar ondan bakmaz sözüne
Her an gamlı sözler çakar yüzüne
Bedeni yıkılır çöker dizine
Bir köşe başında kalır engelli

Allah’a inanır sözünde durur
Ayakları yoktur diziyle yürür
Sahipsiz olanlar köşede çürür
Çaresizce saçın yolar engelli

Taze Gülüm
zordur bana geceler
Lallar durmaz sözü candan heceler
Sakın eyim deme senden hocalar
Hayata bağlıdır güler engelli

ENGELLİ

Yorum yok

ENGELLİ


Sevda başımda dumanlı
Alıp başımı gidemiyorum
Yürüyecek ayaklarım var
Ama prangalı
Tutacak, tutunacak ellerim var
Ama kelepçeli
Ruhum ise hapishane kaçkını
Ondandır işte direnemiyorum
Sadece gün be gün yaşlanıyorum
Gidemiyorum, kalkıp gideyim desem
Mecalim yok,
Yollarım vardı şimdi barikatlı
Dağlarım vardı şimdi karlı
Tüm benliğim esaret altında kaldı
Yok, muyum yoksa var mıyım?
Ben mi engelliyim
Yoksa gerçek engelli mi, engelsiz
Sanırım asıl engelli biziz
Kendini engelsiz sanan engellileriz
Ayaklarımız var, yürüyemiyoruz
Ellerimiz var, tutamıyoruz
Ağzımız var, konuşamıyoruz
Kulaklarımız var ama tıkalı
Bir engelliden farklı değil hayatımız
Gören gözlerimiz var hakikate kapalı

“Engelli demek, bedensel özürlü demek olsa da asıl engelli; engeller karşısında direnememektir.”

Evde bakım parasında yasadışı uygulama var

Raporla şu an için 347 liranın altında geliri olanlara evde bakım parası ödeniyor. Yasaya göre, sadece evde bakıma muhtaç olanın gelirine bakılması gerekirken, yönetmelikle bütün ailenin gelirine bakıldığı için birçokları parayı alamıyor

Konuyu Maliye Başmüfettişi Ahmet uüzansoy, Habertürk Gazetesi’nde yorum köşesinde dile getirdi ve başlığı da “Yasa destek, yönetmelik köstek: Özürlü ailelerinin bakım yardımı çilesi” idi. 2828 Sayılı “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu”nun 01.02.2007 tarih ve 5579 Sayılı Kanun’la getirilen ek 7′nci maddesine göre, “Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirlerinin toplamı esas alınmak suretiyle; kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3′ünden (347 lira) daha az olan bakıma muhtaç özürlülere, resmi veya özel bakım merkezlerinde ya da ikametgâhlarında bakım hizmeti verilmesi sağlanır.” diyor. Ayrıca söz konusu düzenlemede şu ifadeler de yer alıyor:

YASA ‘MUHTACIN GELİRİ’ DİYOR

Bakıma muhtaç özürlülere sunulacak bakım hizmetlerinin kapsamına, bakım hizmetinden yararlanabileceklerin başvuru şekline ve bu hizmetleri verecek olan gerçek ve tüzel kişilerin izin, çalışma, denetim, ücretlendirme ile bakım hizmeti karşılığı yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar; kurumun koordinatörlüğünde, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Bakıma muhtaç özürlülere sunulacak bakım hizmetinin karşılığı olarak belirlenecek kişi başına aylık bakım ücreti tutarı, iki aylık net asgari ücretten fazla olamaz” dendiği halde kanundan sonra çıkan yönetmelik yukarıdaki ibareye uymamaktadır.
Buna göre, özürlünün kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin aylık ortalama gelirlerinin kişi başı tutarı, asgari ücretin net tutarının üçte ikisinden (2/3) az olduğu takdirde bakım ücreti ödenecektir.

YÖNETMELİK TÜM AİLEYE BAKIYOR

Yasaya rağmen “Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tespiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik” hazırlanırken ne gerekçe ne de yasa maddesi dikkate alınmıştır. Yönetmelikte, kendisine bile bakamayacak durumda olan özürlü, sağlam vatandaştan bile fazla olarak eşine, çocuklarına, ana ve babasına, çocuklarının eşlerine, evli olmayan torunlarına, ana ve babasının ana ve babasına, evli olmayan kardeşlerine, eşinin ana ve babasına, eşinin evli olmayan kardeşlerine, tabiri caizse yedi sülalesine bakmakla yükümlü tutulmuştur. Özürlüye vicdanen bakanlar, sanki bakıma muhtaç özürlünün bakmak zorunda olduğu kişiler gibi sayılmıştır. Yani kendisi bakıma muhtaç kişinin sırtına, bütün akrabalarına bakma zorunluluğu yüklenmiştir. Daha az sayıda özürlüye bakım ücreti ödemek için böyle bir yol bulunmuştur. Fakat sorun şudur ki, eş ve çocuklar dışında hiç kimse, özürlünün anne babası dahil, 18 yaşını doldurmuş bir özürlüye bakmak zorunda değildir.

Evde bakım yardımı ikinci 6 ay için 544 lira

2010 yılı rakamlarına göre aylık evde bakım ücreti ilk 6 aylık dönem için engelli yakınlarına aylık 522.33 TL, ikinci 6 aylık dönemde ise 544.90 TL ücret ödenmektedir. Bu rakam, geçtiğimiz yıl aylık 496.53 TL’ydi. Öte yandan 2009 yılında evde bakım ücretinden 199 bin engelli vatandaş faydalandı. Bu kapsamda, 199 bin engelli yakınına toplam 950 milyon TL’lik bakım ücreti ödendi. Ancak başvunun bu rakamın çok üzerinde olduğu belirtiliyor. Hizmet modelinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması çalışmaları kapsamında bu yıl 297 bin özürlüye ulaşılarak, yakınlarına toplam 1 milyar 474 milyon TL tahsis edilecek. Son 3 yıldır bakıma muhtaç özürlülerin evlerinde, aileleri tarafından bakımını teşvik etmek için yakınına aylık bakım ücreti ödüyor. Ücret için sosyal hizmetler il müdürlüklerine başvuruluyor.

kaynak:Engelliler.gen.tr

Bu başlık altında sizlere engelliler konulu resimleri aktaracağım umarım beğenirsiniz. İnternet ortamından engellilerle ilgili görselleri bir araya hetirmmeye çalıştım.

Başlıyoruz.

engelliresim

engelliler görsel

uluslar arası engelli simgesi

tekerlekli sandalyede dans

ampute futbol

engelli yolcuEngellilere yönelik uygulanan ayrımcılığı sadece Türkiye’ye özgü bir durum olduğunu sanmayın. Dünyanın heryerinde (az yada çok) engelliler ayrımcılığa uğruyor.

İngiliz Nothern Rail demiryollarında görevli bir tren kondüktörü, engelli arabasıyla trene binmek isteyen yolcuyu trene almadı.

Manchester’ın Piccadilly istasyonunda Nothern Rail demiryollarına ait trene binmek için engelli arabasıyla platformda bekleyen 35 yaşındaki Kamer Halik, kondüktörden rampa koymasını istedi.  

Halik, kondüktörün bu isteği dakikalarca duymazlıktan gelmesi üzerine, yaşadıklarını cep telefonuyla çekmeye başladı.

Halik’le uzun süre tartışan yetkililer, rampanın konması için yeterli süre olmasına rağmen engelli adamdan başka bir trene binmesini istediler ve kalkış zamanı gelince kapıları kapatarak treni hareket ettirdiler.

Halik’in cep telefonuyla kaydettiği bu insanlık dışı görüntüler, İngiltere’de büyük tepkilere yol açtı.

İngiliz engelliler derneği, tren kondüktörünün tavrını sert bir dille eleştirirken, Nothern Rail yetkilileri Halik’e yapılan muamelenin yanlış olduğunu kabul ederek özür diledi.

Konuyla ilgili soruşturma başlatılırken, söz konusu kondüktörün de açığa alındığı bildirild

Engelliler olarak yok sayıldık, hiçliğe mahkum edildik. Toplum, devlet biz engellilere acınası gözle baktı. Onlara göre bizler sürekli yardıma muhtaç zavallı insanlardık.

Bedensel eksikliğimiz “insanlığımızın” önüne geçti. Bize bakan insana bakar gibi değil, eksik uzuvlarımıza bakar gibi baktı.

Oysa farklılarımız bu kadar ötekileştirilmemeli ve normal olarak algılanmalıydı. Olmadı olmuyor.

Ama bu OLMAYACAK manasına gelmesin sakın. Bizi en iyi biz engelliler anlatır.

Engelliler olarak topluma devlete kısaca bizi yok sayan tüm kesimlere manifasto niteliğinde duyurular yapmalıyız. Ve bu duyuruları öyle yüksek sesle yapmalıyız ki duymayan, görmeyen kalmamalı.

Engelliler.info sitesi olarak, bu ve buna benzer manifastolarımız devam edecek.